TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ   Çarş. Eyl. 03, 2008 3:57 am

DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ

ALPEREN GÜRBÜZER

Demokrasi kavramından anladığımız, ferdi hürriyetlerin sağlanması, halk iradesinin baş tacı olması, yönetimlerin herhangi bir sultanın hegemonyasına tabi olmaması, katılımcılığı şiar edinen bir vasıta olmasıdır. İnsan hakları, milli iradenin tecellisi, sultaların hâkimiyetine son vermek gibi unsurlar demokrasi kültürünün gereğidir zaten. Demokrasiyi, vasıtalar bütünü olarak algılamamız gerekirken, maalesef üstlendiği rolünün dışına taşıp, olduğunun dışında abartarak gayeleştiriyoruz. Buda yetmezmiş gibi bir yönetim biçiminin ötesinde insanüstü veçhe vermeye kalkışarak demokrasi kavramına gölge düşürüyoruz üstelik. Oysa her alanda olduğu gibi demokrasinin de kendi içinde zaafları olabilir, hatta tartışılabilinir de. Elbette ki İnsanoğlu, demokrasi denen vasıtaya ulaşabilmek için çok çetin mücadeleler sonucunda bugünlere gelebildi, bu yadsınamaz. Bilindiği gibi kilise sultaları, monarşiler ve feodalite düzenleri derken, nihayet demokrasi ile tanışabildik. Tüm bu gerçeklere rağmen beşeriyetin geçirmiş olduğu yönetim biçimlerinden mutlak anlamda olmasa da, diğerlerine nispeten en iyisi diyebileceğimiz yönetim şekli olan demokrasi modelinin uzun bir süre daha üzerinde tartışılacağı da muhakkak.
Aslında Demokrasi kültürü gelişmeden, bu vasıtanın kullanılmaya kalkışılması çoğu kere ehliyetsiz kişilerin ellerin de halka dayatılma yöntemi tarzında algılanmaktadır. Önemli olan demokrasi vasıtasının işleyişini sağlayacak gerekli zemini oluşturabilmektir. Çünkü en iyi kavramlar ve güzel sözler bazen karşımıza silah olarak da çıkabiliyor. Bütün mesele, demokrasi kültürünün yerleşip yerleşmemesinde düğümleniyor demek ki.
Eğer bir ülkede halkın iradesi ikinci plana itiliyorsa orada demokrasi kültüründen söz edilemez. Orada olsa olsa menfaat odaklarının yönetimden pay almakta yarıştıkları bir yapılanmadan söz edilebilir ancak. Bir takım zinde mihrakların halkın iradesinin önünde pişkince cirit atmalarının yegane sebebi demokrasi kültürünün olmayışı ve ortalıkta sivil inisiyatif mekanizmalarının yeteri seviyelerde bulunmayışından dolayıdır. Oysa Demokrasinin sacayaklarından biri de sivil toplum örgütleridir. Hele hele bizim gibi kalkınmakta olan ülkelerde sivil toplum kuruluşlarının varlığından tam anlamıyla bahsedemeyiz. Değişik manevralarla, sivil inisiyatif oluşumlar engellenmekte ve bir tür provokasyonlarla bertaraf edilmektedirler.
Batı’dan bir yandan demokrasi ithal ederken, diğer yandan da kendi yerel potansiyelimizle uyumluluğuna dikkat etmemiz gerekiyor. Sosyolojik unsurlar ancak bir toplumun yerel değerleri üzerinde meyve verebiliyor çünkü. Toplumun kültürü dışlanarak sosyolojik bir sistem bina etmek abesle işgaldir. Zira evrensel değerlerin inkişaf bulması yerel değerlerle barışık olmasına bağlıdır.
Aydınlarımızın çoğu halktan kopuk demokrasi senfonisi çaldıkları için ikna edici olamadılar. Halktan uzak model girişimlerinde bulunmak çağdaşlık sanılıyor. Aydın hep kendi bildiği çalgısını çalıyor, toplumun sesine kulak vermemekte kararlılıklarını sürdürüyorlar. Oysa halka dayanmayan hiç bir sistem uzun süre ayakta kalamaz, çökmeye de mahkûmdurlar.
Demokrasi şuuru ve kültürü, hem idareciler, hem aydınlar, hem de halk içinde yaygınlaşması ve dal budak salması lazım. Aksi takdirde demokrasi nutuk ve söylem olmaktan öteye geçemeyecektir. Zaten bizim gibi yarı gelişmiş ülkelerde demokrasinin kendisi değil, cismi var sadece.
Kültürsüzlük zemini üzerine hangi sistem oturtulmaya çalışılırsa çalışılsın başarı şansını yakalaması çok zor gözüküyor. Maksadımız demokrasi aleyhtarlığı değil, demokrasinin doğru anlamda bilinmesidir. Gönül ister ki demokrasinin daha ileri evresine taşabilelim. Hatta çağlar üzerinden sıçrayarak kendi Rönesanssımızı kurabilelim, kim istemez ki?
Halkın tercihlerini göz ardı eden mihraklar, kendi sultalarını demokrasi diye yutturmaya gayret ettiler hep. Toplum gerçeklerinden bihaber olan bu malum çevreler, demokrasi havariliğine bile soyundular. Fakat niyetleri ortaya çıkınca başka kılıf arar oldular. Bu sefer laikliği vazgeçilmez prensip olarak sunmaya yöneldiler. Tarifi yapılmayan laiklik ilkesi ile günlerini gün etmeyi hesap ettiler. Türkiye’de uygulanan cari laiklik anlayışı, olmazsa olmaz şartına bağlandı. Amacı, tarifi, metodu ve uygulaması ortaya konulmadan her ileri sürülen kavramların her biri aslında toplum üzerine inen balyoz hükmünde görev yapacağı aşikâr. Şurası bir gerçek; şeffaf ve açıklık içeren kavramlar, toplumu belirsizlikten kurtarır. Onun için, demokrasi, laiklik gibi mefhumların, önce tarifini ve içeriğini ortaya koyma zorunluluğu vardır. Aksi tutum sergilemek, istismarcı çevrelerin ekmeğine yağ sürmek olur. Kullanılan tabirlerin ya da ifadelerin muhtevaları ve gayeleri halk için çok önemlidir. Çünkü toplumlar çoğu kez rengi ve biçimi belli olmayan kavramlara kurban edilerek cezalandırılmış, nitekim tarih bunu doğruluyor. Demokrasi kültürünün yerleşmesini istiyorsak, önce kullanılan kavramların adı, sanı, biçimi, gayesi, kabulü, metodu ve uygulama alanı ortaya konulmalıdır.

KUL HAKKI ACABA DEMOKRASİ Mİ?

Bizim kültürümüzde yerini alan ‘’Kul hakkı’’ bilinci aslında bir nevi demokrasi anlayışıdır. İlahi buyrukta ferman edilen; ‘’Benim huzuruma kul hakkıyla gelmeyin de, neyle gelirseniz gelin’’ hitabı bugünkü demokrasi anlayışının çok üstünde. Toplum içinde fertlerin kendi aralarındaki ilişkilerinin hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde olmasını tanzim eden ve bu konuda eşitlik, adalet dersi veren İslâmiyet’tir sadece. Bizim demokrasiden istediğimiz de budur zaten. Kimsenin kimseye kul olmadığı, bütün suni putlardan uzak, adalette yarışın olduğu ve üstünlüğü takvada arayan anlayış kabulümüzdür. Bütün yolsuzlukların, rüşvetin ve şaibelerin ardında yatan ‘’Kul hakkı’’ bilincinin yokluğudur. Kul hakkını insan hakları ve evrensel değerlerin vazgeçilmez şartı kabul eden anlayışla hareket eden yönetim biçiminin yansıması olarak, demokrasi kültürünün de toplumu katmanlarında hızla yayılmasını beraberinde getirerek yeşertileceğine inancımız tam.
Dini duyarlılıktan uzak zihniyetler kendi vehimlerini ön plana alarak saltanatlarını devam ettirmek istiyorlar. Aslında onların demokrasiden anladıkları şey kendi kişisel egoları ve menfaatleridir. Halkın iradesi ve menfaatini hiçe sayan bu zihniyetler, maalesef uzun süredir ülkemiz üzerinde söz sahibidirler. Bir gün bu leş kargalarının işleri kesat gittiğinde demokrasi kültürünü savunup savunmadıkları ortaya çıkacaktır elbet. O zaman gerçek maskelerini saklayamayacaklar köşe bucak kaçacak delik arayacaklardır.
Bütün dünyada ‘’dine dönüş’’ söz konusu. Bizde bu gidişattan payımızı alacağız gün gibi aşikâr. İnanç üzerine kurulacak demokrasi şuuru belki de dünyanın kurtuluşu olacak. İnsanlık şimdiye kadar hep sahte mabutların boyunduruğu altında inim inim inledi, sancı çekmeye de devam ediyor hala. Bir türlü parlak ufuklara, aydınlık yarınlara kavuşamadı. Bu arada dinden uzaklaşan toplumlar da, tekrar dine yöneliyorlar. Sanki kaybettiği değerleri tekrar yakalayabilmenin cehdi var beşeriyette. Bu konuda Ümit varız.
Günümüzde aydınlarımızın birçoğu dünyadaki bu gelişmeleri görmezden gelerek, meseleyi akıl çerçevesinde çözeceklerini sanıyorlar. Oysa Batı’da kilise sükûnet bulup akıl egemen olunca ‘’Rönesans’’ doğdu. Akıl sayesinde teknolojik inkişaflarının doruğuna ulaştılar, ama intiharlar, homoseksüellik, uyuşturuculuk vs. diz boyu bu ülkelerde. Batı “akıl’a güvendi ve tek kurtuluş yoluymuş gibi dört elle sarılınca maddi sütunlarını inşa ettiler, ama bu arada ruh dünyalarını kaybettiler, ruha merhem olacak din faktörü olmayınca bunalımın eşiğine geldiler böylece. Bunun farkına varan Avrupa, yeniden hızla dine yöneliyor ve ruhunun susuzluğunu giderecek akıl üstü ilahi soluğa koşuyorlar adım adım.
Biz ne yapıyoruz derseniz hala inanç değerlerinden yoksun sırf kuru akıl ile meseleleri çözeceğimizin hülyasındayız. Oysa akıl hikmet kazanınca işe yarıyor. Hikmet kazanmak içinde inanç şart gibi. Hikmeti olmayan akıl bir yere kadar yol arkadaşlığı yapar. Nasıl mı? Şöyle ki; aklın varacağı yerler var, varamayacağı veya ulaşamayacağı mekânlarda söz konusu. Kültürümüzün en güzel yönlerinden biri de hikmeti ön plana alan akıldan söz etmesidir. Biliyoruz ki; inançsız akıl, şüphe girdabından kurtulamıyor. İman ile süslenen akıl ise, hem cesaret kaynağı, hem de kurtuluş kaynağı, gerektiğinde dünyaya da meydan bile okuyabilecek bir meşale. İnancı hesaba katmadan yola çıkan birtakım aklıevvel aydın çevreler, şunu iyi bilsinler ki hiçbir zaman insanlığın özlediği hayatı sunamayacaklardır. Bir kere din olgusunu hiçe saymışsın, nasıl bir yol izleyipte medeniyet kurabileceksin ki? Unutmamalı ki, medeniyetler para ile değil inançla kuruluyor. Eğer romantizm ve aşk yoksa medeniyet de yok demektir. Onun için mevzuumuzun gereği diyoruz ki, demokrasi kültürünü oluştururken, din faktörünü hesaba katmalıyız. Suni adımlarla cesaretsizlik doğruluyor ve demokrasi zedeleniyor. Toplum, inançlarıyla ayakta kalabiliyor. Adeta inançlar ağı ile örülü toplum. Bu gerçeklerden hareketle ‘’Halkın sesi Hakk’ın sesi’’ söylemini doğru buluyoruz. Toplumdan bihaber oluşumları ve her türlü anti demokratik girişimleri demokrasiye en büyük darbe olarak nitelendiriyoruz, bu böyle biline.
Milletin kabulünü kazanmış her türlü sosyolojik bakış, demokrasi kültürünü geliştirir. Demokratikleşme yolunda ki serüvenimize bir nokta koymak istiyorsak, muhakkak ve muhakkak demokrasi kültürü zeminini inşa etmeli.
Halkına endekslenmiş, yerel ve evrensel değerlerin uyum içinde olduğu ortamlar hayırhah kitlelerin oluşumunu da sağlayacaktır elbet. Hâsılı kelam illa da ‘’demokrasi kültürü’’ diyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: GENEL KONULAR-
Buraya geçin: