TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 BİR ZAMANLAR HEM NASIL MEDENİYETMİŞİZ, İNSANLIK NEDİR ÖĞRETMİŞİZ...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: BİR ZAMANLAR HEM NASIL MEDENİYETMİŞİZ, İNSANLIK NEDİR ÖĞRETMİŞİZ...   Paz Ağus. 24, 2008 3:14 am

BİR ZAMANLAR HEM NASIL MEDENİYETMİŞİZ, İNSANLIK NEDİR ÖĞRETMİŞİZ...

ALPEREN GÜRBÜZER

İnsan köprü misali önce kendinden başlayıp, tüm yaratılanlara karşı kolkanat gererek örnek tip olmalı.
Allahü Teala; Az gülsünler ve çok ağlasınlar(Tevbe:82) buyurarak insanın hep mahzun olmasını murad ediyor. Çünkü Peygamberimiz hep insana karşı tebessüm ederdi, asla kahkaha ile gülmezdi.
İnsanlık neymiş merak edenler varsa şöyle bir tarihin altın sayfalarına göz atması yeterli. Hazineden ayrılan paralarla çekilerek gayri müslimlerin, yani zimmılerin dirileri gibi, ölülerine de insanlık muamelesi gösterilirdi bu topraklarda, hatta bazıları bazı alanlarda; memur olarak görevlendirildiler, mülk sahibi oldular, ayırıma tabi tutulmadılar ve beraberce yaşadığımız ortamı paylaştık nefesimizle ve herhalimizle.
Kur’an’ül Mucizü’l Beyan izin verdiği için ehli kitap olanlarla evlenmeden imtina etmedik. Nitekim Bedir savaşının akabinde ele geçen müşrik esirlerine on müslümana okuma yazma öğretme karşılığında kurtuluş bedeli denilen fidye-i necat verileceğini vaad edip, azad edileceklerine dair imkân bile tanınmıştı. Onlar hep müslüman âleminde özerk kaldılar, hiçbir devirde ‘müslüman olun’ dayatmasına maruz kalmadılar, esir düşenler beytül malden ödenen paralarla hürriyete kavuşturuldular, zayıf ve kazanamıyacak durumda olanlardan ise cizye alınmadı üstelik. Çünkü bizim Peygamberimiz şefkat abidesi idi. Rasulü Kibriya Efendimizin hasta olan gayri müslimlerin bile ziyaretine gittiği bir sır değil. Hatta bir gün Rasul-i Ekrem(s.a.v) kendisine su veren Yahudi’nin verdiği suyu içip ona dua ettiğide bir vaka ve şöyle niyazda bulundu:
-Allah seni güzelleştirsin.. İşte bu duanın yüzü suyu hürmetine o Yahudinin yüzünde ölünceye kadar ağarmış beyaz kıl görülmedi hiç.(Bkz.Et-teratib 1. 102)
Bir zamanlar ne idik? Ne olduk?
Sahibinden izinsiz ağacın dalından üzüm koparıpda, sonradan üzümün parasını bağa bağlayan asker şimdilerde gözükmüyor, acaba o ruha bihallermi oldu?
Komşusu da siftah etsin diye yan dükkâna gönderen gözü tok gönlü zengin esnafın esamesi yok, hani şimdi o ahilik şuuru?
Bir gayri müslimle mahkemede eşit bir şekilde hâkim karşısına yargılanmak isteyen devletlû padişah, hani o sultan nerede?
Peki, ne oldu bize? Her alana sirayet eden güvensizlik bunalımı, bu gidişle nasıl aşılacak acaba?
Üstelik İstismar devriye kolu gibi adeta tepemizde her an.
Allah Rasulü(s.a.v), müslümanı insanların elinden, dilinden zarar görmediği kimse olarak tarif etmiş. Ki; O peygamberlik gelmeden önce bile müşriklere el Emin dedittirmiş bir Nebi.
Allah’ın Habib-i Rasul-i Ekrem(s.a.v)’in; İşçinin alın teri kurumadan ödeyiniz emrine rağmen çalışana hayat standardının altında ücret vermek doğru mu?
Bankadan aldığı kredisini aksamadan ödediği halde, mümin kardeşinden aldığı borcu ertelemek, el insaf hangi vicdana sığar?
Şirketler kurupda müminlerin saf ve berrak duygularını kullanıp, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında kara para haline dönüştürmek hangi kural ve kaide ile açıklanabilir?
Başkalarının üçe sattığı bir malı, müslüman kardeşine beşe satana ne dersin?
Zekât verdiğini sağda solda söylenerek övünüp, sonrada verdiği kişiyi rencide ederekten başa kalkması ile o kişi infak etmiş mi oluyor?
Seçim meydanlarında dedesinin müfti, ya da hoca olduğundan dem vurup, sonra da
işbaşına geçtiğinde mütedeyyin insanların sesine kulak tıkamak neyin nesi?
Tüm bu soruların cevaplarına verilecek tek cümle hem dini istismar, yani dinimizi kendi çirkin emellerine alet etmek, hem de yeterince insanlıktan nasipini almayan insanların sergilediği trajedik bir durum olsa gerek.
İstismar ya da birbaşka ifadeyle alet etme; günümüzün sıkca kullanılan kelimesi, o halde insanı, hatta İslamı kullanmaya kalkışmak dinimize en büyük zarardır, bu böyle biline.
Dini kendi tekelinde görenleri anlamak çok kolay artık. Nasıl mı? Oldu ya es kaza kısa kollu biri camiye gidip namaz kılsa azarlarlar, ya da saçı uzun küpeli bir genç gördüklerinde ‘gâvur musun?’ diyerekten moralini bozmaktan geri durmazlar. Hergün meyhaneye uğrayıpta bir gün yolu camiye düştüğünde; ‘nerenin kurdu olduda camiye geldin’ diye alay ederler. İşte bu örneklerden çıkarılacak sonuç; sanki camii o adamlara aitmiş imajıdır, dini kendisininmiş gibi etrafı kandırırlar. Oysa Allah bizden dinine sahip çıkmasını istemiyor, istediği şey, dini yaşamak, kulluk görevini ifa etmektir. Rabbimiz dinin sahibiymiş gibi davrananları sevmez, çünkü dinin yegâne sahibi Yüce Mevlamızdır. Kul olarak dine hizmetle mükellefiz ancak.
İnsanlar da türlü türlü, değişik özellikteler:
—Cahili şeytanın maskarası,
—Zengin para kazanma hırsı ile başı her an dertte,
—Fakir zenginin parasını diline doluyor sürekli, derler ya zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış, işte onun gibi bir şey,
—Memur maaş peşinde, habire gelecek olan zamma kulak verir,
—Amir rütbe peşinde,
—Bekâr kadın hayalinde,
—İhtiyar dinç kalabilmenin çabasında,
—Gençler haramlarla iç içe,
—Tüccar para hesabında,
—Sanatkâr insanları eğlendireceğim uğraşıyla maskaralıkla gününü gün eder,
—Siyasiler oy toplama arzusu ile meydan meydan yalana yalan katmakda vs.
Tüm bu sıraladığımız örnekler içerisinde yaşadığımız acı manzara-i umumiye maalesef.
Peki, ilaç kimde, sosyologda mı, ya da psikologda mı? Hiç şüphesiz tedavi Peygamber soluğunda ve varisi hükmünde Rabbani âlimlerin nefesinde. Nasıl mı?
El-cevap:
Rabbani âlimin elinde tedaviye karar veren âlimse;
— İlmiyle amil olur,
—Cahilse haddini bilir edeplenir,
—Zengin ise eli açık gönlü tok,
—Evli ise aile huzuru ve saadeti bulur,
—Bekâr ise iffet sahibi olur,
—İdareci ise halka hizmetin Hakka hizmet olduğunun şuuruna erer ve adil olur,
—Sanatkâr ise maddeden manaya koşarak eşyanın tabiatına vakıf olur,
Herkes hissesine düşeni az veya çok mutlaka alıyor. Yeter ki hastalığını kabül edip çaresine başvursun. Derman aramayan derman bulamaz sözünü boşa söylenmemiş, ibret alalım diye öğütlenmiş bir kelam.
Velhasıl; Gerçek manada arayanlar muratlarına çoktan erdiler bile, aramayanlar belli; sürekli girdap içinde dönüyorlar hala.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
BİR ZAMANLAR HEM NASIL MEDENİYETMİŞİZ, İNSANLIK NEDİR ÖĞRETMİŞİZ...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» shevsenko bir zamanlar Trabzonsporda!!!
» Para kazanmak
» Salih Müslüman Nasıl Olur
» nasil erkekler? nasil kizlardan hoslanirsiniz ?
» Youtube engeli nasıl kaldırılır

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: GENEL KONULAR-
Buraya geçin: