TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 ATA YURT ORTA ASYA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: ATA YURT ORTA ASYA   Ptsi Ağus. 18, 2008 10:52 am

ATA YURT ORTA ASYA
ALPEREN GÜRBÜZER

Orta Asya’nın nerden başlayıp nerde bittiğine dair kesin bir görüş birliği olmamasına rağmen, aslında Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Doğu Türkistan, Rusya ve hatta Pakistan’ın bir kısmını içene alan bir geniş sahadır atayurt. Dolayısıyla bizim açımızdan Orta Asya deyince ister istemez göçmen bozkır hayatımız akla gelir. Sadece bozkır mı? Ya Seyhun ile Ceyhun adlı iki önemli ırmağın bu topraklara akıttığı ab-ı hayata ne dersiniz? Bu arada Roma kapılarına kadar dayanan Attila’yı unutmak mümkün mü? Hele hele Orta Asya’dan kanatlanarak orta çağ iklimini bir anda bertaraf eden Cengiz Han ile Emir Timur’u cümle âlem bilir. Hakeza Zerdüşt’ünde Azerbaycan civarında doğduğu söylenir. Aynı zamanda bu topraklar Hint ile Helenistik kültürünün birlikte buluşmasına da şahit oldu. Hepsinden en önemlisi İslam bilginlerin doğup dal budak saldığı mekân olması Orta Asya’nın önemini bin kat daha da artırıyor. Yani bu doğurgan toprakların hiç şüphe yok ki her türden fikri bağrında taşıyabilecek yetenekte olduğu tartışılmaz.
Bir Alman düşünürün tarihi ipek yolu diye tanımladığı Hindistan ile Çin bağlantısının gerçekleştirildiği alanda nice seyyahların ve ticari kervanların geçip konuk olduğu güzergâhın adıdır Orta Asya. Dünyanın en köklü ticari yol üzerinde bulunması dolayısıyla dikkatleri biranda üzerine çekmiş, bu yüzden göçmen kabilelerin gözü kulağı hep buralar da olmuştur. İyi ki de öyle olmuş, büyük göçler sayesinde yerleşik hayata geçilebilmiş ve ardından medeniyetlerin buluştuğu nokta özelliği kazanmıştır. Öyle ki; bu coğrafyada imparatorluk düzeyinde ilk oluşum; Medler ve Perslerle başlar, her ikisi de arî ırkına mensup Hint –Avrupa dil ailesindendir. Dolayısıyla ilk çağda İran’da kurulan Medleri bertaraf edecek ilk hamle Ahamenidler (Persler)’den gelmiştir. Sonrasında İskender bastırarak buralara hâkim olmuş, hatta İskender Semerkand’la yetinmemiş Sogdiyana’ya da gözünü dikmiş ve böylece Orta Asya da beş yıl süren bir imparatorluk gerçekleştirmiştir o yıllarda.
İskender’den sonrası malum; batılıların Ceyhun’un (Amuderya) doğusunda kalan diye tarif ettikleri Transoxiana’ya tam bir sükûnet havası siner. Büyük İskender’in ölümüyle ardından Makedonya imparatorluğu pay edilir. Sadece Makedonya mı, elbette ki hayır... Maveraünnehir bölgesi de Selevkoslara kalır, ama onlarında iktidarı zayıfladıkça bu bölgeyi önce Sakalar, sonra Çinliler, ardından Kuçanlar, derken Sasaniler ziyaret ederler. Sasaniler dördüncü İran Hanedanlığı ve ikinci Fars imparatorluğunun adıdır aynı zamanda. En son Sasanilerin hâkimiyet hevesini kursağında bırakacak bir hadise gelişir. Şöyle ki; Türklerin tarihe damgasını vurmasıyla birlikte buraların çehresi değişmeye başlar, yani Türk-Bizans dayanışmasına sahne olur tarih. Nihayet bu ittifakın ardından Fars hâkimiyeti dağılır da. Göktürkler bu işbirliğin semeresini ancak kısa bir süre devam ettirebilirler, bu durum vakta ki İlteriş’in liderliğinde yeni bir devlet kuruluncaya dek sürer. Daha sonraki yıllarda da zaten güneyden gelen Müslüman Araplar bölgeye mührünü vuracaktır. Nitekim bu Müslüman Arap dalgası karşısında Türklerin (Karahanlılar) yeni bir din ile buluşması gerçekleşecektir. Türkün yapısına uygun bir izdivacına sahne olur tarih sathı. Derken Türk’ün alp’ı İslamiyet’in soluğu sayesinde alperen kimliğine kavuşarak Orta Asya Horasan erenlerine bundan böyle hayat kaynağı olacaktır. Bundan böyle Türkler için Orta Asya yeni bir tebliğ yurdudur. Daha sonraları bu topraklar Moğollar ve Timurlular arasında el değişecektir. Üstelik bu el değişiminde Cengiz ve Timur Orta Asya’dan ötelere sıçrayabilmişler de. En nihayet Orta Asya Şeybanilerin hâkimiyeti altına geçer. Malum olduğu üzere Şeyban ismi Cengiz Han’ın torununa nispetle isim almıştır. Bu isim zamanla Özbek ismine terfi eder. İşte Özbek ismi köken itibarı ile buralara dayanmaktadır. Hakeza, Kazak ismi de öyle. Yani, Şeyban’dan sonra yerine geçen Ebul Hayr’ın Moğollara yenilmesiyle birlikte bir grup ayrılıp Çağataylara sığınınca ona nispetle kaçan anlamında Kazaklar denilmiş. Kelimenin tam anlamıyla Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan diye sıkça kullandığımız bu dört önemli isim, aslında Orta Asya Türklüğünün mekânı dediğimiz Maveraünnehir’in can damarları mesabesinde altın şehirlerimizdir.
Bilindiği gibi; Orta Asya vatanının ilk temeli Hz. Osman döneminde sahabe hamuru ile yoğrulmuş, Hz. Ömer devrinde filizlenerek adeta Medine olmuş, ardından Emeviler, Abbasiler, Gazneliler, Karahanlılar, Selçuklular, Harizmşahlar sıralanır, derken en nihayet Moğol kasırgasıyla birlikte Anadolu’ya göç olayı başlar. Her göçün ardından büyük bir medeniyet doğar derler ya, gerçektende öyle olmuş. Moğol kasırgasının Anadolu’ya sürüklediği Horasan Erenleri, bu seferde Anadolu kiliminin iki yakasından tutarak ileride büyük bir cihangir devletin doğmasını sağlayacaktır. Nitekim Horasan Erenlerin nefesi Osmanlıyı diriltmeye yetti bile.
Hâsılı, Orta Asya bizi bir kelebek misali önce Anadolu, daha sonraki asırlarda ise Tuna boylarına kadar kanatlandırmış, kanatlandırmakla da kalmamış gittiğimiz yerlere medeniyette götürmüşüz. Her medeniyet bir ilham kaynağına dayanarak yeşerir, bizim de Orta Asya da Şah-ı Nakşibendî, Piri Türkistan Ahmet Yesevi vs. gibi manevi ışık kaynaklarımız var. Anadolu’da Mevlana, Yunus, Hünkâr Hacı Bektaşi Veli vs. gibi manevi pınarlarımız başucumuzda zaten. Zira Balkanlarda da Sarı Saltuk (Muhammed Buharı) gibi manevi köprümüz var, yani doğu ile batı yakasını birleştiren manevi Mostar köprülerimiz her daim mevcut, ruhaniyetleri oralarda dün olduğu gibi bugünde hala taptaze ve diri. Bu gönül mimarlarının kıyamete kadarda devam edeceğine inancımız tam. Zaten bunca badirelerden sonra şimdiye kadar yıkılmadıysak bu inanç sayesinde değil mi?
İşte, Semerkand güneşi doğudan bir güneş gibi doğarak Mostar semalarına kadar uzanıp şafakla birlikte bu şekilde sökün etmesini ancak böyle dile getirebildik. Her dilde senin adın ne güzeldir ey sevgili diyar! Dil bile seni anarken hicabından lal olmuş adeta. O halde fazla söze ne hacet, anlaşılan önce gönül fethi, sonra Fethi Mübin gerçekleşmiş buralarda.
Vesselam.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
ATA YURT ORTA ASYA
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» YENİ SİTE: BÜYÜK ASYA

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: KÜLTÜR - SANAT :: TARİH-
Buraya geçin: