TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 DİLİN ÖNEMİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: DİLİN ÖNEMİ   Perş. Tem. 31, 2008 2:59 am

[b]DİL’İN ÖNEMİ[/b]

ALPEREN GÜRBÜZER


Dil’in yaygınlığı hakkında farklı değerlendirmeler var. Nüfus oranın nazarı itibara alanlar Çince’nin en yaygın dil olduğunu ileri sürüyorlar. Değişik ülkelerde kullanılması ve konuşuluyor olması bakımdan ele alanlar ise İngilizce’nin yaygınlığı konusunda hem fikirdirler. Aslında her iki farklı bakışın da doğru yönleri var, ama aynı dilin diğer ülkeler tarafından da kullanılmasını daha çok önemli buluyoruz.
Dil’in yerel çizgide büyüyüp, daha geniş alanlara sıçraması ona kullanılabilir açısından evrensel nitelik kazandırıyor.. Coğrafi sınırlarını aşıp, ABD’den Kanada’ya, Britanya Adalarına, Afrika ülkelerine, Yeni Zelanda’ya ve Avustralya’ya uzanan yelpaze de İngilizcenin konuşulur olması mühim bir hadise gözükse de, Türkçe’nin de İngilizceden az kulladığını kimse itiraz edemez. Çünkü Adriyatikten Çin seddine kadar seyahat eden bir kimse görecektirki Türkçe konuşulan en yaygın dillerden biridir. Bunlara ilaveten yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarını da işin içine katarsak Atlas okyanusundan Avustralya’ya kadar uzanan geniş bir alanda Türkçe konuşulduğu ortaya çıkar. O yüzden dilimize Avrasya nitelemesinde bulunmak yanlış olmaz.
Türkçe dünya coğrafyasına yayıldıkça saflığından uzaklaşarak farklı şivelere bürünmektedir. Bu durum sadece Türkçeye has olgu olmayıp, diğer diller içinde geçerlidir.. Zaten dünyanın hiçbir yerinde saf dilden bahsedilemez. Kültür alışverişler neticesinde diller arasında iletişim kaçınılmaz.. Türk insanının hem milli, hem İslami, hem de Avrupa ile münasebetleri dilini çok boyutlu yapmıştır. Yerel kimliğimizin ötesinde, İslam ülkeleri ile olan ortak kültür coğrafyasında bulunmamız ve diğer yandan da Avrupa’ya açılmamız millet olarak bizi üçlü daire içinde bulunduruyor. Böylece ortaya üç sac ayağı çıkıyor. Ülkelerle yakın münasebetler dilde saflığı götüren etkenler olup, karşılıklı etkilenmelerle birbirlerine geçişlerden nasibini alıyor.
Farsçada ‘kuşe’ Türkçede köşe olmuştur. Bizim yoğurt kelimesi Avrupa lisanlarına geçerek ‘yogurt’ halini dönüşüyor veya bizim masamız Latinceye ‘mensa’ olarak geçiyor. Kelimeler alınır, verilir bu normal, ama önemli olan kimliğimizi yitirmeden kültür alışverişinde bulunabilmektir. Üstelik dil aktarımlarında kelime olduğu gibi geçiş yapmıyor, ya Türkçeleşerek ya da karşı tarafa bizden O ülkenin lisanına uyarlı halde transfer olabiliyor. Dışardan veya içerden geçiş yapan kelimeler artık o ülkenin malı sayılıyor. Dili saflaştırmaya kalkışmak havanda su dövmek gibi bir şey, telaşa gerek yok. Dili saflaştırmaya yönelik girişimler hep fiyaskoyla sonuçlanmıştır çünkü. Dilin kendine özgü esnekliği bir o kadar da dışardan gelen müdahaleleri de kendiliğinden manipüle etme özelliği var. Dil kendi tabii kanunlar çerçevesinde seyreder hep, dışardan dayatmayı kabül etmez, bu biline.
Türkiye’de bir zamanlar dilde uydurmacılık akımının moda olduğu dönemlerde Türkçeyi Arap ve Fars kökenli kelimelerden arındırmak bahanesiyle dilimiz fakirleşmek noktasına getirmişlerdi.. 12 eylül öncesi uydurukça akımının had safhaya ulaşmasıyla kelime hazinelerimiz kısırlığa mahkum edilerek kültür sahamızda ciddi manada gedik açtılar. Kütüphanelerimizin o zengin hazineleri ile okuyucu kitle arasında derin uçurumlar açtılar. Konuşulan dili konuşulamaz hale getirenlerin vebali çok büyük bu konuda. Evladın dedesini hatta babasının konuştuğunu anlamadığı bir neslin doğmasına şahit olduk hepberaber. Dile gelişi güzel müdahale etmenin cinayet olduğunu fark etmiş olsak da, telafisi mümkün olmayan içi boş kamus koydular önümüze. Oysa kamus Cemil Meriç’in dediği gibi bir milletin namusudur, Fransız ihtilali ile her şeye müdahale edildi, fakat ihtilalcilerin tek dokunmadıkları Fransız kamusudur. Acı ama gerçek , bir o kadarda elem verici. İçimiz sızlıyor, Mehmed Akifi ve Atatürk’ün Nutkunu anlamayacak nesil var karşımızda. Üstelik Nutkun üzerinden daha bir asır geçmediği halde.
Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte Türk-i Cumhuriyetler doğdu anayurt gördükleri Türkiye ile dil yönünden daha henüz tam birliktelik sağlayamadık. Türk-i İllerden Türkiye’ye gelen öğrenciler Türkçe eğitim görerek hem dillerini pekiştiriyorlar hem de lisans ve lisans üstü öğrenimlerini gerçekleştiriyorlar. Zaman içerisinde dilde fikirde birliğin bir rüya olmayıp, gerçek olabileceğine ümitvarız. İsmail Gaspralı’nın dilde fikirde işte birlik olarak tanımladığı olay gerçekleşebilir her an. Yeter ki kararlılığımız devam etsin gerisi kolay. Milletdaşlarımızla münasebetimizi sadece ekonomik yönden değil, hertürlü entegrasyon öğelerine işlerlik kazandırarak bunu başarabiliriz. Kesintisiz Türkçe’nin konuşulduğu coğrafyalar oluşturmak istiyorsak biryerden başlamak gerekir, sadece Eski Kültür Bakanımız Namık Kemal Zeybek’in kişisel Türk-i Cumhuriyetlerle iletişimi ile sınırlı kalmamalı.
Nasıl ki Horasan Erenleri Anadolu’ya gelerek Balkanlara kadar uzanan büyük tasavvuf kültürünü aşıladıysalar, bugün de Rusya’nın çökmesiyle orta çıkan bağımsız Türk Devletleri ile birlikte anayur-atayurt konsensusünü gerçekleştirerek, kıtalararası konuşulan Türk dili meydana getirebiliriz. Çünkü zengin ve derinliği tartışılmaz bir kültürün devamıyız. Dilimizin varlık içinde yokluk çekmesi önemini kavrayamamış olmamızdan kaynaklanıyor. Yeni Horasan ruhunu devreye sokarak hem kültürümüzü, hem de birbirimizi anlayacak ortak birikimimizi oralara götürebiliriz. Sivil toplum kuruluşların Orta Asya da okullaşma faaliyetlerine yönelik çalışmaları ileride bu muştuyu veriyor. Açılan okullar Türkiye’nin itibarını artırdığı gibi ülkemize de vizyon kazandırıyorda…
Türklerin mayasında bir arada yaşama duygusu olduğu gibi, diğer kültürlerle de her zaman iletişime kapalı olmamışlardır. Yapımızın dayanışmacı ruha sahip olması ve hoşgörüyü taşıyıcılık özelliğimizin yanısıra iyi ve güzel olanın sınır ötelerine pazarlanmasını sağlıyor. İşte bu kültür pazarında dilin önemi daha da kıymetlendiriyor..Velhasıl ; ‘Dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasında hikmetler var’ ilahi buyruğu dil’in önemini ortaya koymuyor mu?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
DİLİN ÖNEMİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» BEYİN LOBLARININ ÖĞRENMEDEKİ YERİ
» İSLAMDA EVLİLİĞİN ÖNEMİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: TÜRK BİRLİĞİ :: TÜRKOLOJİ-
Buraya geçin: