TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 YUSUF YÜZLÜLER

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: YUSUF YÜZLÜLER   Perş. Tem. 24, 2008 11:47 pm

YUSUF YÜZLÜLER
ALPEREN GÜRBÜZER


Yusuf yüzlülük; ta çocukluk dönemlerimizden bu yana süre gelen hasretimiz. Çünkü Yusufiye halkasına girerek her dem tazelenir ruhlar. Böylece bu yolda, kana kana huzur bulur tüm gönüller.
Çağların muhabbet selinin üzerine sindiği tek nesil, Yusuf yüzlülerdir. Mevlâ'ya kendini adamışların, bir adım ötesinde ab-ı hayat içenlerin, varlığından geçenlerin buluştuğu noktanın adıdır Yusufiye.
Yusuf Yüzlülerde İ'lây-ı Kelimatullah davasına gönül vermenin iştiyakıyla gecenin alaca karanlığında, pembe şafakların doğacağı ümidiyle seyre dalar demir parmaklı penceresinde. Bu yüzden, yanık sıla türküleri dillerden dökülerek bir ağıt faslı başlar yusufiyeden.
Yusufiyeler Hakk'ın ve hakikatin metin kaleleridir. Yusufiye burçlarında dalgalanan tuğlar, ebediyeti müjdeler adeta. Aynı zamanda her bir tuğ’un kendine has manası var, yeter ki mana denizinde yüzmeyi arzula. Nasıl mı? Mevla’ya iştiyakla yalvarıldığında kelimenin tam anlamıyla tuğların, kalbin cilaları olduğu anlaşılacaktır elbet. Ateşi, koru, hatta küfrü söndüren, ondan da ötesi zulmeti nura döndüren, masum gönüllerin yanık seslerini dindiren de tuğlardır. Yusuf yüzlülüğü şiar edinenlerin remzidir tuğlar. Bu yüzden Yusuf yüzlüler hep bir ağızdan; ''Yüceltip tuğları Fisebilillah, değiştir çağları Fisebilillah" diye haykırırlar her nefeste. Aslında bu meydana her can giremez. Yufka yüreklilerle dikenli yollar aşılmaz. Çünkü o meydan er meydanıdır, yani bu kutsi yolda, bin bir türlü eza, çile, hatta ölüm var. Yani çağın çilesi onların sırtlarına serilidir. Hor görülseler de davalarına sadıktırlar, asla vazgeçemezler o sevdadan, isteseler de dönemezler o kutsi davadan. Yusuf yüzlülük yüce bir davadır, nasıl dönülsün ki? Bu uğurda kan aksa da acı bilinmez. Allah (c.c.) aşkından dolayı Resûlüllah (s.a.v.)’in yolunda yürüyeni ateşe atsalar da İbrahim’e ateşin gül bahçesine dönüşü misali yanan kül olmaz. Özünde sevgi ve aşk olanı ateş nasıl yaksın ki, yakamaz da zaten. Ateş yücelerden emir almış serin ol diye. Nitekim Mecnun Leyla'nın sevdasına yana yana çöllere düştü, sonunda kendini Mevla’da buldu, hakeza Ferhat’a dağı del dediler, o da Şirin'e olan o deruni aşkıyla dağı deldi, Aslı ile Kerem ecele şerbet dedi. Hâsılı ne mutlu o sevdalılara, ne diyebiliriz ki onların şahsında bu kutsi yola, kutlu olsun demekten başka...
Yusufiyeler her gelene açık, Mevlana’ca; ne olursan ol yine gel diyorlar. Mevlâna’nın çağrısını özümlemiş duygularla, himmet-i ula ile gelen geri çevrilmez. Kılıç değildir ülkeleri fetheden, oysa asıl fetih kılıcı; sevgi ve aşktır. Madem Allah Kulunu sever, o halde yaratılanı sevmek yaratandan ötürü prensibinden hareketle herkesi sevmek şiarımız olmalı. Yusufiyeler derde derman isteyen, rahat-ı can isteyen, Mevlâ'ya aşk ile yanıp tüten boyun eğenlerin yoludur çünkü.
Yusuf yüzlülük, canında cananı arayan, İ'lây-ı Kelimetullah aşkıyla yanan ideal tipin adıdır. Maksuda ermek istersek, Yusufiye ruhunu yakalamalı. Kendimizi keşfetmenin basamaklarıdır yusufiyeler. O gül yüzlü Yusuf yüzlüler gecenin her yıldızı parlarken sabahın seher vaktinde çarpan gönülleriyle adeta ''Yırt yakanı, eyle figan'' ilanıyla uykudan uyanmamızı istiyorlar. Bu ülke eski ülke değil artık, doğru yanlış, eksik ya da fazla dün davalar vardı, başkasını düşünmek vardı, canlar verilirdi dava uğruna, her nedense şimdilerde aptal yerine koyuyorlar ideal insanı.
Neyse, hem madem koyun yatmaz hayvan iken, o halde diriliş nesline uyumak yaraşmaz, o halde seher vaktinde öten bülbül kuşların sesleriyle uyanmalı. Ecdadımız erken yatıp, erken kalktığı içindir ki; tarih boyunca medeniyetten medeniyete koştular. Seher vaktinde hep birlikte toplanarak aşka giderlerdi. Daima Allah'a (C.C.) abd (kul) olmanın idrakiyle gece gündüz dip diri idiler. Dillerinde tane tane dökülen o tatlı sohbetleriyle, kalplere ferahlık verirlerdi. Ya bizler? Tam içler acısı haldeyiz. Hayret doğrusu kabımızdan nasıl çıktık da bu hallere düştük, her ne sebep olursa olsun silkinip yerimizden doğrulup kendimize gelme zamanı. Madem ecdadımız tarihe not düşmüş, neden sırlarına vakıf olamıyoruz acaba? Yusuf yüzlü olmayı arzuluyorsak atalarımızın izi izimiz olmalı. Saf saf dizilerek Allah (c.c) yolunda canlar yeniden fedaya hazır olmalı. Gönüllerin gönderinde Yusufiye aşkını tüttürmeli, durmak yok, yola devam demeli.
Uyan artık ey kalbim! Bitsin bunca zulmet dolu hayat, Yusuf yüzlü "Ferhat" olmalı, "Mecnun" olmalı, varlık taşını delerek, sahralarda ''Leyla''ya varmalı. Bir garip misali dünyada yaratılış gayemiz doğrultusunda, ömrümüzün sonuna dek mücadele etmeli. Mademki emanet can tendedir, Allah'tan mahrum yaşamak niye? Cennette cemalinden ayrı kalmamak için kul olmak varken bu dünyada boş bir hayat yaşamak niye? O halde bülbül gülün hayranı, biz de Allah'ın ve Resulü’nün yolunda sevdalı olmalıyız. Bülbül gül için öttüğü gibi, biz de Allah adı için ''ALLAH'' diyerek zikredelim ve rahmetine gark olalım. Lafza-ı Celal ismini kalbimizde anarak vuslat kılıcımızla gönül burcunda, ömürde bir kez de olsa candan Allah deyip kurtuluşa ermeli.
Gel kardeşim gel! Sen de bu yola koyul ki bir olalım, diri olalım, yanmaktır bizim ülkümüz, bize bizden gayrı dost yok çünkü. Coşkun sular gibi çağlarız biz. Bu yolda korkuya yer yok. Bu meydan âlâ meydandır. Burada açılan gül kolay kolay solmaz, bunu böyle bil. Ülkü yoluna sende karış ki aşkı yaşayasın, sevgi nedir bilesin. Fenadan bakiye göç eylemek arzularsan yüzünü Yusufiye'ye çevir ki necat bulasın. Yüzünü dön ki sevenlerin tutku bakışlarında mest olasın. Yusuf yüzlüler gelene gelme demez sevenlere kollarını açarak kucaklaşırlar kardeşçe her daim. Yusufiyelileri sevmeyenler varsa, varsın sevmesin. Elbet bir gün onlar da anlar gerçeği. Onlara gülenler varsa varsın gülsün, önemli olan Hakk (c.c) biliyor ya, gerisi angarya. Gafiller bilmese de Allah'ı sevenler olacaktır halk içinde. Gördük ki yusufiye yolunda garip de olunsa Yusuf yüzlüleri salan ilahi bir güç var.
Konuşmaları hep İslâmiyet, hep duygu yüklüdür. Sohbetleri hoş eder insanı hep içten içe. Yusufiye ruhu Öteleri hatırlatır. Dostluk nedir bilmeyenlerin dost olmayı öğrendiği, okumayı sevmeyenlerin, okumaya teşvik edildiği mekânlardır Yusufiyeler. Sevgi kitaptır çünkü.
Halimize rengârenk katılan iklimin ismidir Yusufiye...
Yüreklerin dolu dolu aktığı pınar çeşmesidir yusufiyeler. Şahadete susamış gönüllerin kurban olduğu hakikat ve adalet şuleleridir Yusuf yüzlüler.
Sen de gel ey kardeş bu makamı ziyarete. Gel ki dilden beladan defolasın, emelini burada bulasın. Yusufiye’ye gelmekte tereddüt eyleme ki ruhun gıda bula. Yusuf yüzlüler ile buluşmanın mutluluğunu yaşamak için vuslata koş ki muradına eresin.
Yusufiyeler sahabe sohbetleriyle inler her zaman. Rahmet ruhlarıyla şenlenir temiz kalpler. Bu iklime dal ki derdine derman, yarana merhem bulabilesin. Söğüt'te küçük bir aşiretten meydana gelen muhteşem çınarın temelinde yusufiye ruhu vardır. Osman Gazi ile Şeyh Edebali'nin elinde yoğrulan hamurun adıdır, Yusufiyelik...
''Sürseler de yaban içine, atsalardı zindan evine, haykırıp bu yoldan dönmeyiz'' diyenlerin yurdudur Yusufiye. Ciğerlerini lime lime etseler de, ellerine zincir vursalar da, "Allah’’ diyebilmektir Yusufiyelik...
Nice bin zevkle Yusuf'un düştüğü kuyuya atsalar da "Hak yoldan dönmek yok '' demenin adıdır Yusufiyelik...
Hangi meydan olursa olsun, er meydan içinde Alp erenlerin varlığı hissedileceği muhakkak. Çünkü bu davada ikilik yok, birlik var. Bundan da öte felah ve dirlik var. Her türlü nimet, tevhit sancağının ruhunda gizli çünkü. Allah'a arzulanan dilde açan çiçektir Yusufiyelik...
Yusuf yüzlüler aşka düşen pervanedir. Gâh seller gibi çağlayan, gâh gözyaşları akan insandır. Yollarına kurban olası geliyor seyredenlerin. Bahçelerinin önlerinden geçenler, güllerine gıpta ile baka kalırlar hayranlıkla.
Yolları Piri Türkistan-ı Ahmet Yesevilerin, Hazreti Mevlânaların, Yunusların, Hacı Bayram-ı Velilerin, İmam-ı Rabbanilerin, İmam-ı Gazalilerin yoludur. Yollarına hayranız, hem de kurbanız.
Yusuf yüzlülerin her biri ehli ukba'da yine her biri bir sevdada. "Neyleyim dünyayı bana seni gerek seni'' diyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük.
İmanları ve zindelikleriyle Kuran’ın hadimleridirler. Cümle âlemi şahit tutarak, bu yoldan dönmeyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük...
Hakk'ı batıldan ayırmanın yoludur. Hakkdan gayrı neyleyim dünyayı diyebilmek ve Menzile ermenin sırrıdır bu yol. Ötelere yürek mi dayanır, elbette ki dayanmaz, ama o sırra da vakıf olmak için gayret gerekir.
Ol gülşende aşk bile girdi cana, gördüğümüz mana denizinde Yusufiye kervanını yakalamanın heyecanıyla gece gündüz yana yana küllerde hep ararız cananı. Ahirete gider kalpteki yar. Nasıl mı? Gün çekilince başlar bir âlem hayalden, geçer ömür bir mevsim geceden sanki gördüğümüz bir düş mü yoksa hayal mi demeden, delilsiz inandık bu yola, engin ufuklardan çarpan gönülle sergilenir gözümüzün önünde canlanır O sevgili, yani adı güzel kendi güzel Muhammed(s.a.v).
Hazreti Ebubekir (r.anh.), "O ne derse doğru söyler, O dediyse doğrudur" sözleri hep ruhumuzda yankılandı öteden beri. Sıddık-ı Ekser’in dilinden teslimiyeti öğrendik. Tevhide gönül bağlamayan bizi anlamaz, anlayan anlar bizi ancak. Yar aşkına ölsek ne olur ki? Bu dünyada kana kana aşk şerbetinden içsek fena mı? Kalbi sıdk ile çanımız kurban olsun ülkü yoluna desek ne kaybederiz ki? Züleyha'nın şahsında Mısır'a ilk merhamet ve sevgisini aşılayan Yusuf (a.s.) değil miydi? Yusuf’u kardeşleri kanlı zindanlarda prangaya vurdular da ne oldu, sonunda Züleyha'nın egemen duygusu İlahi aşka boyun eğmemiş miydi?

Nasıl olsa dünya dönüyor, bütün mahlûk ona binmiş ömür sürüyor. O halde mala mülke aldanmak niye? Madem ölmemeye çaremiz yok. O halde Allah'a kul olmamak niye?
Gelin tevhide koşalım, hasret çağrısında gelin Allah diyelim ki, ülkü yolunu idrak edebilelim. Hazret-i Yusuf (a.s)'ın yaşadığı serüveni yüreğimizde hissedelim sevda bereketiyle. Ateşe atsalar da yahut bizi kül etseler de Rabbim Allah diyebilmeli...
Vesselam...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
YUSUF YÜZLÜLER
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Yusuf Güney 28 Şubat Trabzon Konseri
» Iranli Sahara Ve Yusuf :D
» Yusuf Güney Bursa Konseri
» Yusuf Güney Haziran-Temmuz Yaz Konserleri Takvimi
» Yusuf GÜNEY'e Mesajını Yolla !!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: İSLAM :: İslam Genel-
Buraya geçin: