TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 ANARŞİZM Mİ, NİZAM-I ÂLEM Mİ?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: ANARŞİZM Mİ, NİZAM-I ÂLEM Mİ?   Ptsi Tem. 21, 2008 4:49 am

ANARŞİZM Mİ, NİZAM-I ÂLEM Mİ?
ALPEREN GÜRBÜZER
Bossuet anarşi ile otoriteyi şöyle karşılaştırır: ‘’Herkesin istediğini yaptığı yerde hiç kimse istediğini yapamaz; efendinin olmadığı yerde herkes efendidir; herkesin efendi olduğu yerde herkes köle.’’ İşte anarşi budur. ‘’Saule, meşru iktidarın kumandasında tek insan gibi yola çıktı. Kırk bin kişiydiler ama tek vücut gibiydiler. İşte her ferdi kendi iradesinden vazgeçirip, onu hükümdarına devreden, hükümdarında birleştiren bir kavim böyle yekparedir.” İşte otorite bu.(Bkz. Kırk Ambar. Cemil Meriç, Sh.312).
Bu satırlardan da anlaşıldığı gibi; Anarşi bozgunculuğun adı, otorite ise Nizam’ın süsüdür.
Anarşi, başıboşluk ve kargaşa demek, otorite ise bunun tam tersi, disiplin ve nizam ihtiva eder. Nizam’ın olmadığı toplumu, şarlatanlar ve anarşistler idare etmeye kalkışır. Onun için otorite şart diyoruz, ama sevgiye ve karşılıklı güvene dayalı otorite esas alınmalı. Hâsılı, kargaşa anarşizm ile özdeş, otorite ise Nizam’la özdeş.
Biz ki şefkat ve merhamet medeniyetimiz ile dünyaya hükmetmiştik. Âlem, bizim hilalimizle, hak-hukuk anlayışımızla, adalet uygulamalarımızla nizam bulmuştu. Şimdiler de zulüm karşısında adaletimiz işlemez oldu, hem kendimizi, hem de dünyayı bitmez tükenmez anarşi ve buhranlarla baş başa bırakmak zorunda kaldık sanki. Şu an manzara hiç de iç açıcı değil, küfür küfürle, hilal hilalle boğaz boğaza. Tam bir kargaşa ortamı yaşıyoruz. Ülkeler kendi içlerinde çatırdadığı gibi, üstelik yaşanan kaos ortamları, dışa da yansımakta. Avrupa ilk defa kendi medeniyeti içinde kendi kendine yıpranmakta ve yükselişinin sonunun başlangıcında bir hal içinde çöküş işaretleri veriyor. Avrupa denilince, eroin, uyuşturuculuk, alkol, fuhuş ve sayısız cinayetler akla geliyor. Yenidünya düzeninin patronlarını kara kara düşündüren bu tablo, batı medeniyetinin son çırpınışları olarak değerlendirilmektedir. Aslında dünya gelinen noktada yeniden Osmanlı’nın Nizam-ı Âlem ülküsüne hasret gibi.
Avrupa, politikasına bile anarşiyi bulaştırmış ve Makyavelizm’i rehber kabul etmiş. Machiavelli’nin: “Suçlarında faydalısı, faydasızı var... Tabiatın tek kanunu var: En kuvvetlinin hakkı yalan, hıyanet, sahtekarlık dünyanın her ülkesinde geçer akçe.. Hükümdarlar da halk da kan döker. Sokakta her insan katil adayıdır... Dürüstlük
özel hayatta olur, politikanın tek kuralı iktidarın menfaatidir.. İyi kalplilik felakete
götürür insanı, zulüm, yufka yüreklilikten daha az zalimdir. İç savaşları önlemek için üç beş kelle koparmak zulüm değil vazife. Halk yalnız neticeleri görür, vasıtalar ne olursa
Olsun hoş görülür ve alkışlanır...” sözleriyle batının gerçek yüzünü ortaya koyar.

‘Yenidünya düzeni’ sloganı, meğerse işlenen cinayetlerin örtbas etmek için söylenilen maske imiş. Nitekim Yenidünya düzeni adlı paravan, Makyavelizm siyasetine dayanır. Gerçekten de, işlenen sayısız cinayetlerin temelinde hep bu ruh vardır. Bu düşünceden dolayıdır ki, dünya huzur bulamadı, bulamaz da. İşte Batı’nın Makyavelizm’i ile Osmanlı’nın Nizam-ı âlemi bu noktada da düğümlü.
Komünizm, kapitalizm, faşizm Avrupa’nın icadı. Bütün “izm”lerin temelinde anarşi var. Komünizm insanı üretim aracı olarak görerek burjuvaziye karşı eyleme davet eder. Kapitalizm ise “bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar” mantığıyla kargaşa ortamı hazırlar. Ya Faşizm, o da Mussoloni’nin şu sözleriyle, “Bizim doktrinimiz eylemdir” çerçevesinde anarşistliğini ortaya koyar. Zaten faşizmin düşünceye ihtiyacı yok ki, onun ihtiyacı polisiye kuvvetlerdir. Bütün izm’ler, savaşların ve kaotik ortamların uşaklarıdır. Hepsi sefaletten, işsizlikten ve sanayi inkılâbının doğurduğu kargaşalıktan meydana gelmiştir. Sebepler ve şartlar denize düşen yılana sarılır misali, “İzm”leri geçici bir süre da olsa ülkelerinde meşhur etmiştir. Sosyalizm bir ara bizim toprağımıza da sıçramış, bir zaman solcu gençlerin modası olmuştu. Neyse ki, komünizmin Rusya’da dokuz doğurmasıyla birlikte sosyalizm eski cazibesini yitirmiş oldu. Öyle gözüküyor ki sol aydınların ve bir zamanların hızlı sosyalistleri denilen 63 kuşağının yeni bir kimliğe ihtiyaçları var. Şimdiler de modası kalmayan sosyalizm yerine “Laisizm”e sarılmak rağbette. Bakalım bu heves ne zamana kadar devam edecek? Ne yapsın zavallılar. Vahyin soluğundan hiç solumamışlar ki... Elbette suni putlar icat edeceklerdir. Nizam-ı âlem ülküsünden mahrum beyinler, maalesef suni kavramların kurbanı olarak hiçlik bataklığında habire debelenmektedirler.
Batının kucağında büyüttüğü “izm”ler kendisine bela olarak geri döndü ama, Avrupa, karşı devrim hareketlerinin üzerine şiddetle değil de sosyal adaletle problemin üstüne gittiği zaman davayı kazanmayı bilmişlerdir. Çünkü şiddet, hiçbir devirde çözüm olamadı. Machiavelli’nin anarşiyi önlemek için üç-beş kelle koparmak sözleri artık geçerliliğini yitirmiş durumda. Nizamı tesis etmek de yegâne yol sosyal adalet uygulamalarıdır. Nizamın aksi cihetinde bir tavrın, kaos doğuracağı muhakkak..
Anarşist, mevcut düzensizliğe olan şikâyetlerinde belki haklı olabilir. Fakat şikâyetlerini eyleme dönüştürmekle hatalıdır. Pimi çekilen bombalar, oluk oluk akıtılan kanlar hiç bir zaman düzen (nizam) kuramadı, kuramaz da. Anarşistin yaptığı tek şey, yaldızlı ve parlak sloganların içini boşaltıp etrafa korku ve dehşet salmaktır. Peki, rejimler ne yapıyor? Onlarda düpedüz icraatlarıyla adeta anarşiye davetiye çıkarıyorlar. Anarşistin taleplerine yasak kurallar getirerek meseleyi daha da girift hale sokup, terörün değirmenine su taşıyorlar adeta. Zaten sistemler çöküntüye uğradıklarında hep basiretsiz, beceriksiz idarecilerin faaliyetleriyle rejimi değil, karşı güçleri kuvvetlendiriyorlar. Hâlbuki akıllı politikacının yapacağı öncelikle anarşistin istismar ettiği propaganda kaynaklarına yasak koyma değil, demokratik metotlarla üzerlerine gitmeli. Hürriyetçi ortam birçok meseleleri biranda çözebilir. Güvenlik uygulamaları kısa vadede işe yarar, ama asla kalıcı çözüm değil. Yasaklarla kitleleri fanatizme sürüklediğimizin farkında bile değiliz. Düşüncelerin önüne duvar örerek anarşizm
önlenemez. Düşünceler eyleme dönüştüğünde o zaman müdahale edilmeli.
Yasaklar sayesinde eylem hastası bir nesil türeyiverdi. Normsuzluğun ürettiği anarşist tip, eylem manyağı haline geldi maalesef. Oysa terörizme karşı mücadelede giyotinle değil, sosyal adaletle üzerine gidildiğinde, kazanan anarşist olmayıp, kazananın sağduyu ve nizam olduğu görülecektir. Devlet terörü uygulayan rejimler tıpkı Rusya’da olduğu gibi güveni sağlayamamışlar ve çökmüşlerdir. Yaşamasını kanla sağlamaya çalışan faşizan uygulamalar çok kere hüsranla sonuçlanmıştır. Kan içmeden duramayan totaliter zihniyetler artık iflas etmiştir. Batı şimdilerde bunu anlamaya başlamıştır bile, bizim de anlamamız gerekiyor. Avrupa, iç bünyesindeki meydana gelebilecek anarşizme karşı kuvvetle değil, sosyal adaletle gitmekte. Bu tür uygulamalarla anarşistin istismar kaynaklarını kurutmuş oluyorlar. Elinde istismar malzemesi olmayan anarşist, ister istemez kitleleri eskisi kadar kandıramayacaklardır. Polisiye tedbirler en son başvurulacak çözüm olarak alınması gerekirken, biricik çözüm olarak, bizlere habire yutturulmaktadır.
Bizim kuvvetimiz Nizam-ı âlemdir. Nizamın gücü kendi içinde taşıdığı iksirde gizli. Fatih’in elindeki gül’le kendini resimlemesini anlayabiliyorsak, Nizam-ı âlem ülküsünün, anarşizmin zıddı olduğunu da ancak o zaman idrak edebiliriz.
Batı elindeki giyotinle ta baştan kendisini ele vermiştir. Onların yenidünya düzeni dedikleri şey vahşiliklerini gizlemek içindir. Batılı içinde taşıdığı Roma ruhunu terk etmedikçe dünyanın değişik bölgelerinde işledikleri cinayetlerin ardı, sırası kesilmeyecek gibi.
Sosyal adaleti sağlayacak sivil iktidar gerçekleştiğinde Osmanlı’nın misyonu Nizam-ı âlem davası yeniden dirilişe geçeceğine inancımız tam, ümidimizi henüz yitirmiş sayılmayız. O halde aklımızı başımıza toplamak bugün değilse ne zaman?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
ANARŞİZM Mİ, NİZAM-I ÂLEM Mİ?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: MAKALE-
Buraya geçin: