TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 O HALA GÖNÜLLERDE(Seyda k.s)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: O HALA GÖNÜLLERDE(Seyda k.s)   C.tesi Ekim 25, 2008 9:28 am

"HALİFE BIRAKAN MÜRŞİDİ KAMİL BU
DÜNYADAN GÖÇ ETSEDE YAŞAR"

ALPEREN GÜRBÜZER
Seyyid Abulhakım El Hüseyni (Gavs-ı Bilvanisi (K.S.)) bir sohbetlerinde şöyle buyuruyor:
"-Şah-ı Hazne (Ahmed-ül Haznevi), vefat ettiğinde, O'nu gören de görmeyen de üzüldüler. Görenler, keşke çok amel işleseydik diye hayıflanırken, görmeyenler de keşke O'nu görseydik dediler".
Şah-ı Hazne (K.S.) önceleri çok fakirmiş. Gerçi daha sonraları Suriye'nin ordularını bile doyurmuş büyük bir zat. Gavs Hazretleri şeyhini ziyaret etmek için sınırda mayın tehlikesine rağmen, bin bir türlü cefa çekerek O'na ulaşmanın heyecanını yaşıyordu. Gavs-ı Bilvanisi (K.S.) Şah-ı Hazne'nin yanına varmazdan evvel hem âlim, hem de Seyyiddi. Gavs Hazretleri öyle der:
"-Eğer Şah-ı Hazne'yi görmeseydim helak olacağımdan korkardım."
Demek ki, bir zat alim de olsa, Peygamber nesebinden de olsa mürşid önünde gölgeye girmek gerekiyor.
Nasıl ki Şah-ı Hazne (K.S.), Gavs Hazretleri'nin şeyhi ise, Gavs Hazretleri de Seyda Hazretleri'nin şeyhidir. Aynı zamanda babasıdır.
Seyda Hazretleri daha küçük yaşta iken, babası Şah-ı Hazne'ye O'ndan bahseder. Şah-ı Hazne hemen O'nu getirin bana der. Seyda Hazretleri huzura gelir. Şah-ı Hazne karşısında duran dokuz yaşındaki çocuk olan Seyda Hazretleri'ni görür görmez, yüzü aydınlanıverir. Şah-ı Hazne ilerde Seyda Hazretleri'nin çok sofileri olacağını ve Allah'a şükrederek:
"-Biz O'nun cemaatında bulunamazsak da, o cemaatın çobanını görmek de büyük bir nimettir" der.
Zaten, şeyh odur ki, yolun başından sonunu göre...
Gavs-ı Bilvanisi (K.S.)'nin Şah-ı Hazne (K.S.)'ın vefatı ile ilgili söylediği söz, Seyda Hazretleri'nin bu dünyadan göç etmesiyle bir kez daha tekerrür etti. Seyda (K.S.) dar-ı bekaya irtihal edince sofilerin gözyaşları dinmediği gibi içinden;
"-Acaba trilyonlarca para versek şimdi Seyda Hazretleri'nin arkasından iki rekat namaz kılabilir miyiz?" hissine kapılarak, keşke çok amel işleseydik duygusu ağırlık bastı.
Seyda Hazretleri'ni dünya gözüyle görmeyenler hep O'nu "Adıyamanlı Hoca" veya "Menzil Şeyhi" olarak teleffuz ederlerdi. Vefat haberi duyulur duyulmaz halkın geneli:
"-Keşke biz de görebilseydik" dediler.
Türkıye Yazarlar Birliği eski Başkanı Dr.Mehmet Doğan Seyda Hazretleri için şu tesbitte bulunuyor: "O, 20 yıldır ülkemizde en çok sözü edilen şahsiyetlerdendi."
Gerçekten de, yediden yetmişe herkesin dilinden düşmeyen büyük bir zat idi. Sevenlerin ve sevmeyenlerinin dikkatini çeken, kınayanın ve kınamayanın değerlendirmesine bakmadan irşad halkasını günden güne artıran bir mürşid-i kâmildi.
İrtica haberleri ile ün salmış malum gazete O'nun hakkında olmadık iftira haberlerini baş sayfasında büyük puntolarla vermesine rağmen, kamuoyunun sağduyusu ve Seyda Hazretleri'nin gazetecilere akıl dolusu verdiği cevaplar heveslerini boşa çıkarıyordu.
Gazeteciler Seyda Hazretlerine sorar:
"-Size niçin Şeyh diyorlar?" Seyda Hazretleri:
"-Şeyh Arapça'dan gelme bir kelimedir. Anlamı yaşlı hocadır. Bunun için Şeyh diyorlar."
Tekrar sorarlar:
"-Şifa dağıtıyormuşsunuz..."
Seyda Hazretleri cevaben:
"-Size sorarım şifa cebimde mi ki dağıtayım... Bana gelenlere doktora gitmelerini söylüyorum. Onlar, her çareye başvurduklarını, ancak sonuç alamadıkları için bana geldiklerini söylüyorlar. Bu durumda ben onlara ne diyebilirim? Allah belanı versin mi diyeyim? Menzil'e gelenlerin büyük bölümü geri dönüyor. Dönmeyenler ise ceketini yastık yapıp camide, arabasında uyuyor. Türkiye'nin her yerinden kalkıp gelene nasıl git denir? Gelenlere şifa, huzur telkin ediyorum, çekip gidiyorlar, gerçekten tevbe etmek isteyenlere boy abdesti, Allah rızası için iki rekât namaz kılmalarını, tevbe edip uyumalarını tavsiye ediyoruz. Bir bölümünün gerçekten içkiyi bıraktığı halde, bir bölümünün yeniden içkiyi aradıklarını..." anlattı.
Gazeteciler, hergün yüzlerce karnı doyurulan bu insanlara ikram edilen yemeğin hikmetini sual ettiklerinde, Seyda Hazretleri (K.S.); bu yemeğin bir hikmeti olmadığını vurgulayarak:
"-Bu kadar misafiri ağırlamak için büyük maddi güç gerek. Bizim gücümüz bu kadarına yetiyor. Buğdayı değirmenimizde öğütüyoruz. Ne bağış, ne de yardım alıyoruz. Bunu da teklif etmeye cesaret edemiyorlar. Gelenlerden bazen rahatsız da oluyoruz. Çünkü işimiz aksıyor" dedi.
Gazeteciler asıl can alıcı konuyu (bir gün önce manşetten verdikleri haberi) Seyda Hazretleri'ne sorarlar:
"-Kiliselerden yardım alıyormuşsunuz?"
Seyda Hazretleri:
" -Kiliselerin Hıristıyanlığı yaymaya amaçladığını, müslümanlık için para vereceklerine inanmadığını..." söyleyerek sözlerine şöyle devam eder:
" -Böyle şey olur mu? Onlar para verecek, biz İslamiyet'in propagandasını yapacağız... Bunu kim iddia etmiş ve duyurmuş? Sizin aklınız bunu alıyor mu?" diye sordu.
Gazetecilerin ard niyetli sorularına rağmen Seyda Hazretleri Hane-i Saadetine de buyur ederek, onları bir misafir edasıyla ağırlar ve dergâhına kabul eder. Zaten gazetecilerin avludan geçerek, iki katlı bir evin üst katına merdivenlerden çıkıp, Seyda Hazretleri'nin odasına evin mutfağından geçtiklerinde buzdolabının yanında bir ecza dolabı ve ilaçların yer alması, onları şaşkına çeviriyordu. Oysaki, Seyda Hazretleri pozitif ilimlere açık bir zat idi.
Seyda Hazretleri sade döşeli odada gazetecileri kabul ederken; hiçbir zaman devlet veya hükümet aleyhinde çalışmadıklarını da belirterek şöyle der:
"-Halen bulunduğumuz Menzil Köyü'ne, Siirt'in Batman ilçesine bağlı Gadir Köyü'nden 1971 yılında taşınarak geldik. Menzil’e gelişimizden bir yıl sonra, babam vefat etti. Babam Şeyh Abdulhakım Erol, çevresinde çok sevilen, sayılan bir alimdi. Bir ilim adamıydı. Seveni de çoktu.
Bugün gelenlerin büyük bölümü, beni de ziyaret ediyorlar. Bütün bunları güvenlik kuvvetleri de biliyor. Hiçbir suça karışmadığımız için, müdahale eden de olmadı. 12 Eylül Harekâtı'ndan sonra, bir süre mecburi ikamette tabi tutuldum. Ama sonra serbest bıraktılar. Gezdiniz, gördünüz. Hiçbir gizli kapaklı bir işimiz yok. İsteyen gelip gezebilir. Kapımız herkese açıktır" diyerek net bir şekilde tavrını ortaya koyar. (Bkz. Hürriyet Gazetesi 23 Ocak 1989 Pazartesi, Hayri köklü / Aziz Aykaç)
Dünyada en çok çileyi çekenler peygamberlerdir. Peygamberlerden sonra sırasıyla sahabe, tabiin ve mürşid-i kâmillerdir. Allah Resulü çok cefa ve iftiralara maruz kalmasına rağmen; "-Bir elime güneşi diğer elime de ayı verseniz, bu davadan asla vazgeçiremezsiniz" buyruğunu ilan ediyordu. Peygamberimiz (S.A.V.)'i canından, malından ve herşeyinden çok sevenleri olduğu gibi, O'nu (S.A.V.) öldürmek istiyor, sinsi planlar hazırlayan müşrikler vardı. Peygamber hayatını düstür edinen mürşid-i kâmillerin de binlerce sevenleri ve müntesibleri oluyor, aynı zamanda her türlü iftirada bulunan sevmeyenleri ve münkirleri de mevcut. Cilve-i Rabbani olsa gerek, dünya devam ettiği sürece bu iki zıt kutup insanoğlunun serüveni olacak. Yani sevgi ve nefret ikilemi...
Seyda Hazretleri bu dünyadan ayrılacağı sırada ardından altı halife yetiştirerek 63 yaşında vefat etmiştir. Mevlana Halid Zülcenahayn (K.S.)'da tam 400 halife bırakmıştı. Tabii bu zamanda binlerce sofiden ancak bu kadar yetişebiliyor. Çünkü zaman o zamanki gibi değil. Zaman iman kurtarma zamanı olmuş. Ki, birçok tarikat-ı Aliyyenin şeyhleri göç edince ardından bir halife dahi olsun bırakmamış ve böylece nisbetlerini devam ettirememişlerdir, ama Sadat-ı Kiram (Gavs-ı Sani Hazretlerine uzanan şecere) özellikle bu yolun kıyamete dek sürdürebilmek için, hem zahiri ilimlerin devamı için (şeriatta bahsedilen 12 ilim) medrese yolunu, hem de batını ilimlerin devamı içinde dergâh yolunu tüm saf-ı gayretleriyle yürütüyorlar. Hatta İmam-ı Rabbani Hazretleri (K.S.), Nakşibendî yolunun kıyamete dek süreceğini müjdelemiştir.
Seyda Hazretleri (K.S.), Resulullah (S.A.V.)'ın sünnet-i seniyesine sıkı sıkıya bağlı ve takipçisi idi. Öyle ki vefatında bile Allah Resulü'nün yaşında ruhunu teslim etmeyi arzulamıştır. Seyyid Fevzeddin Hazretleri:

" -Babam yaşımı hesaplayın dedi. Bizler hesaplamaya durduk. Bize tekrar:
" -İyi hesaplayın" dedi. Anladım ki, babam 63'ü geçmek istemiyordu.
Seyda Hazretleri tam tamına 63 yaşında Allah'a kavuştu. Seyyid Fevzeddin Hazretleri bir sohbetlerinde gözü yaşlı bir halde:
"-Eğer Seyda (K.S.)'inin vasiyeti olmasaydı, O'nu çok sevdiği Ankaralı sofilerden ayırmazdım. Pursaklar camiinin yapımında çokça titizlik gösterdiği yerde defnederdim. Ne varki vasiyeti vardı. "Ben vefat edersem beni Gavs'ın yanına defnedin" demişti.
Seyda Hazretleri, bu dünyadan göçtü ama o hep gönüllerde yankı buluyor. Halifelerinden Molla Yahya Hazretleri şöyle der:
"Halife bırakan mürşidi kâmil bu dünyadan göç etse de yaşar"
Seyda Hazretleri alışılmışın dışında herkesi cezbeden bir zat idi. Gönüller Sultanı denmesi bu yüzdendi.
Seyda Hazretlerine sorarlar:
"- Kurban Hacca gidecegiz. Karayoluyla mı yoksa hava yoluyla mı gidelim?"
Seyda (K.S.):
"- Hava yoluyla gidin de bir an evvel oralarda çokça amel edin".
Gavs'ın işaretiyle Menzil'de su keşfedilir. Kazma kürekle su çıkartılır. Daha sonraları Seyda Hazretleri'nin, sondajla su çıkartma işlemlerini başlatması tekniğe önem verdiğini gösterir. Nitekim Pursaklar camiinin bitişiğinde sondaj vurdurup su çıkartılmıştır. Teknoloji sünnetullahtır.
Seyda Hazretleri şifa niyetiyle gelenlere:
"- Doktora, doktora gidin. Allah sizlerden razı olsun biz doktor değiliz" derdi. Israr edenlere ise:
"- Allah şifa versin" diye dua ederdi. Ekseri katarakt ameliyatı geçirenler ameliyat sonrası şikâyet etmelerine rağmen Seyda Hazretleri'nin göz ameliyatında şikâyet etmeksizin doktorlara bu konuda teslim olması manidardır.
Tıp talebelerinden biri:
"- Kurban derslerim iyi değildir" der. Seyda Hazretleri:
"- Bize muhabbetin mi azaldı" diyerek derslere çalışmanın bizlere de muhabbet beslemeye eşdeğer anlamının mesajını verir.
İlmi olan bir zat merak için Menzil'e gelir. Binlerce insanın vaaz ve sohbet olmaksızın akın akın gelmesine bir anlam veremez. Bu merakını Seyda Hazretleri'ne (K.S.) sorar:
"- Efendim nedir bu? Bunca insanın sohbetsiz, vaazsız buraya gelmesini anlamış değilim".
Seyda Hazretleri cereyan telini göstererek:
"- Bu nedir?"
İlim sahibi:
"- Elektrik teli" der.
Seyda (K.S.);
"- Peki, bu elektrik telinde ne var?" diya sual eder.
İlim sahibi:
"- Cereyan" der.
Tekrar Seyda (K.S.):
"- Cereyanı zahiren gösterebilir misiniz?"
İlim sahibi bu durumdan ders alarak, vaazın, sohbetin tek başına insanları biraraya getiremeyeceğini, gizli bir manevi tasarrufla insanların irşad olabileceğini anlar.
Seyda Hazretleri öz evlatlarından çok zamanını sofilere ayırırdı. Onların dertlerini dinler ve gelen misafirlere muhakkak ikram eksik etmezdi. Menzil'de çorba eksik olmaz. Değirmen insanların öğütülmesini, ekmek fırını cehennemde günahların temizlenmesini, Menzil ise rahmet deryasını gösterir. O kadar kalabalığa yemek vermesi ve çok sayıda insana yetmesi o toprakların (ki o topraklar bir zamanlar kıraçmış ta ki Sadatlar gelene dek) bereketine işarettir. Ekinlerin o kadar insanı iaşe etmesi ayrı bir keramettir. Seyda Hazretleri'nin bize görünürde yansıyan ibadetleri hergün Kur'an'dan bir cüz, gece teheccüd namazı, işrak ve kuşluk namazları idi.
Seyda Hazretleri (K.S.) şöyle der:
"-İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de, sofisi de hüsrandadır".
Enbiyaya varis olmak, ancak hem zahiri ilim hem de batıni ilimle olur. Bir insanda ilim zahiri olup, ilim batıni yoksa varis olamaz. Veyahut ilmi batıni olup da ilmi zahiri yoksa yine varis olamaz. Mutlaka ikisi de olması lazım.
Seyda Hazretlerine uzanan silsile-i şerifin özeti diyebileceğimiz dörtlü beyitleri (Hasan Kılıçtan seslendirmesi) manidardır:

Bu nurlu yol başladı Peygamberle
Devam eder gelir Nakşibendiyle
Bu kapıda dolu gönül erleri
Seyyid Abdulkadir Geylanilerle

Şeyh Abdulhalık-ıl Gücdivaniyle
Devam eder İmam-ı Rabbaniyle
Rabbimin çift kanat verdiği yâri
Şeyh Mevlana Halid Zülcenehaynla

Şeyh Seyyid Abdullah Hazretleriyle
Gör Şeyh Seyyid Taha O'nun izinde
Her zamanının bir Gavsı var unutma
Gavs-ı Hizani girdi silsileye



Eşşeyh Abdurrahman-i Tahi ile
Şeyh Fethullah hemen O'nun peşinde
Bu kapının sultanları hiç bitmez
Eşşeyh Muhammed Diyauddinlerle.

Yer ile gök birbirine girse de
Ahmedül Haznevi girer sohbete
Müridleri hal ehli cezbe ehli
Gavs-ı Azam Seyyid Abdulhakim ile.

Sultanül Müslimin Muhammed Raşid ile
Devam eder gelir bu yol bizlere
Ya sultanlar sultanı Seydam ile
Nazarı yetişir bütün evlere


Gözünü aç bak şunu iyi belle
Şimdi zaman Seyyid Abdülbaki'de
Hasan der bi lki kıyamete dek
Menzil'deki bu nur hiç bitmeyecek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
O HALA GÖNÜLLERDE(Seyda k.s)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» ayRıLdık işte

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: GENEL KONULAR-
Buraya geçin: