TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 ÜLKÜ YOLU NEDİR?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: ÜLKÜ YOLU NEDİR?   Çarş. Tem. 16, 2008 12:20 am

ÜLKÜ YOLU
ALPEREN GÜRBÜZER

Ülkü Yolu’nun 12 Eylül’e kadar ki mücadeleleri tarihe mal olmuştur. Adına ister ülkücü, ister Nizam-ı Âlem Alperen’i, ne denilirse denilsin, bu kardeşlerimiz, dünyanın gözü önünde destan yazmışlardır. Bu şerefli tablonun manevi Başbuğu Pir-i Ahmet Yesevi Hazretleri’dir. Hoca Ahmet Yesevi hakkında da Yahya Kemal’in Fuad Köprülü’ye “Şu Ahmet Yesevi kim? Bir araştırın göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız “ sözleri meşhurdur.
O destan içinde Pir-i Türkistan (K.S.)’ın yanısıra, Hazreti Mevlâna, Yunus Emre, Şeyh Edebalı, Akşemseddin, Emir Sultan gibi, nice manevi sultanlar, Ülkü yolunun kandilleri olmuşlar, yaşadıkları devirde, Hakanlara istişare ve feyiz kaynağı görevi yapmışlardır. Başbuğ Veliler’in hayatları, adeta dudaklarımızı ısırtacak örneklerle doludur. Herbiri İ’lây-ı Kelimetullah bayrağını ellerinde meşale gibi tutmuş ve arkalarında Alperenler bunları takip etmişlerdir. ‘’Bir ölür bin diriliriz’’ sözü ülküleri olmuş, verdikleri mücadeleler de bunu ispatlamışlardır. İslâmiyetten önceki Türklüğün ‘’Alp’’i, Pir-i Ahmet Yesevi’nin dergâhında ‘’Eren’’lik vasfıyla kucaklaşarak kudsiyet kazanıyor, Alp’in ‘’Türk Cihan hâkimiyeti Mefkûresi”, İslâmiyet sayesinde “Nizam-ı Âlem ülküsü” ne dönüşüyor.
İslâmiyet öncesi Türklük de, “Alp’’lere yön veren Kâm, Dede Korkut, Korkut Ata ve İrkıl Hoca gibi sözlerine itibar edilen zatlar vardı. Türk’ün Alp’i İslâmiyet’le ünsiyet bulunca, bu yolun mimarları olarak Evliya, Veli, Şeyh gibi ünvana haiz ‘’Gönül Sultanları’’ aktif rol almışlardır.
İşte Ülkü Yolu’nun neferlerini destanlaştıran bu manevi Sultanların feyzi, bereketi ve hizmetleridir. Barak Baba, Sarı Saltuk, Hacı Bektaş-ı Veli, Tabduk vs. hepsi İ’lây-ı Kelimetullah uğruna yemin ettiler. Göğsünde bir nebze iman olanlar, evliyanın soluğunda “Alperen”lik hüviyetine kavuştular. Ülkü Yolu’nun devleri, kartal yuvasının Söğüt burçlarında, devletin zırhı olan sınır uçlarında ve Gazi Osman’ların zağlı kılıçların gölgesinde, manevi Başbuğlar’a söz verdiler: “Ölsek de dönmeyiz bu yoldan!” dediler.
Ülkü yolu’nun inkişafında hem “Manevi Başbuğlar”ın hem de “Zahiri başbuğlar”ın emeği vardır. Her kahramanlığın zahiri cephesi olduğu gibi, bir de manevi tarafı vardır. Osman Gazi’nin manevi terbiyecisi Şeyh Edebalı, Fatih’in Akşemseddin, Yıldırım’ın Emir Sultan vs. Yeter ki bu ikili münasebeti görelim, görmeye çalışalım. Hakanları tarihin sayfalarında idrak ettiğimiz gibi, onlara rehberlik eden manevi sultanları da incelemeli ve anlamalıyız.
Kafileler, şanlı kitap önünde, iman sancak gönlünde, iklimi ruminde yola koyuldu. Bu kervanın yolcularının en tipik özelliği, gönüllerini mazluma sütliman etmeleridir. Hatta Ülkü Yolu’nun Gönül Sultanları, evlatlarına daima; “Halkı, kâfir-müslüman ayırmadan, aça aş, açığa bez vermeyi” öğütlemişlerdir. Bu nasihatı başına taç edinerek, bu uğurda can dileyen Alperen’ler olmuştur. 12 Eylül öncesi Kavileri; “Kanımız Aksa da Zafer İslâm’ın” diyecek kadar canyürekdir. Canlarını sebil ettikleri kutsi davada “İnatla girme soy sop faslına, Kurtsa kurt, itse it, döner aslına” diyerek Peygamber kavlince yılmadan mücadele vermişlerdir.
Dış ve iç mihrakların saldırısına uğradılar. İftiraya maruz kaldılar, işkence gördüler, aç susuz bitap düştüler, dikenli yollarda yürüdüler, ama yılmadılar; zaferle değil seferle yükümlüyüz dediler. Nitekim Önkuzu’lar, Süleyman Özmen’ler ilk kurbanlar olmasına rağmen, şehitlerin ardı arkası kesilmedi. Faşist dediler, gerici dediler, bütün çirkin iftiralara muhatap kaldılar. Ama onlar, kendi öz yurdunda parya muamelesi gördükleri halde, töre nizam yolunda yordam olup, usul erkân edep yolunda erdem kalarak, adaletin elbet bir gün tecelli edeceğine İnandılar. Bu kadar gadre uğramalarına mukabil, Devlet’e baş kaldırmadılar, bilakis devleti “ebed müddet” bildiler. Hz.Yusuf(a.s)’ın zindanı misali hapishaneye düşürdüler, ama onlar mapushaneye “Yusufiye” dediler. Her zindanın arkasında mutlaka nurlu şafakların doğabileceğinin düşlerini yaşadılar gönüllerinde hep. Yusuf’u kuyudan çıkaran da sabrı oldu zaten. Nitekim Ülkü Yolu’nun neferlerinin herbiri Sabr-ı Cemil örneği sergileyerek tarihe not düştüler. İşte bu Sabr-ı Cemilin neticesinde, en keskin ağızlar bile artık milliyetçiliği ırkçılık, İslâmiyeti gericilik, olarak telakki etmiyorlar. Aksine, Devlet tarihi ile barışmalı, Devlet İslâmiyet’le barışmalı, Devlet Bediüzzüman gibi gönül sultanları ile barışmalı diyebilmekteler. Bugün, bu barış türkülerinden bahsedilebiliniyorsa geçmiş de destan yazmış Ülkü yolu’nun Alperenleri sayesindedir. Onlar, türkülerini kanlarıyla yazdı, hayatıyla ödedi ve birçok tabuların tabuluktan çıkmasını sağladılar. Kolay değil, hakikatı kabul ettirmek çile ister. Bir değil, bin değil, bin yıllık tarihi birikimi hokkabazlarca kabulü kolay olmadı. Ülkü Yolu’nun Alperenleri, her şahlanışlarında dalgalanarak İnsanımızın uyanmasını sağlayarak “Şükür Elhamdulillah” dediler.
Bu çetin yolculukta nice düşler yıkıldı, kuyu gölgesinde nasıl yaşanacağını ancak o gençlik gösterdi. Ömürlerinin baharında hasretle “Nizam-ı Âlem” davasının yılmaz fedaileri olarak görev yaptılar. Dünyanın hevasına kapılmadan burada hiç kimsenin durucu olmadığının idrakıyla, iyiyi kötüden ayıracak öbür âlem için faaliyet içinde bulundular. Sıkıntılar, çileler, bekleyişler derken tüm bunlar hakka giden yolda yaşatılan duraklardı oysa.
Dünyada dahi bir sevda için, yani İ’lây-ı Kelimatulah için ab-û hayat içerek, en koyu karanlığa ışık oldular. Düşleri, Nizam-ı Âlem için kıpırdadı hep. Uyandıklarında ‘’Sen yürüyene bak, durana bakma’’ dediler. Umudunu kesme, azmi bırakma bu yolda, çile çok olur, ölsek de alnın açık olur, yüzün ak olur, dediler. Bu kervan yoruldu sanmasınlar, yürü yürüyebildiğin kadar ileri, kudsi kervanın, kudsi erleri.
Bir kere baş koymuşsun bu yolda. Asırlardır bu dava hep böyle yürüdü, üç kıtaya hükmetti. Niçin bugün yeniden şahlanmasın ki? Çizgi çizgi efkârımızı yenerek, yeniden dirilişe geçmeli. Beşbini aşkın şehit toprağın bağrından; Gerekirse başlarınızı verin, kadre erin, aşkın elinden, kül olmuş özünüzle, ayağa kalkın, uyanın ey ülkü erleri!’’ diye sesleniyorlar ve üzerinizdeki ölü toprağı atın, bir an evval yola koyulun diye haykırıyorlar adeta. Bakın ne diyorlar bizlere; “Günler günleri kovaladığı demlerde yiğitçe savunduk. Kavgasız hep Nizam-ı Âlem için mücadele verdik, yolumuza devam ettik ve kurşun kurşun üstüne ölümle tanıştık, bu kervanın yolcularının kimi kabr’e, kimi ise mapushaneye düştü’’ diye yaşadıklarından kesitler sunuyorlar. İşte Mevlâ’ya canlar adayan bu yolcuların görevi üstlenecek yeni ülkü erlerine seslenişi bu ifadelerde gizli. Bizde o anlatılanları hasretle yâd ederiz, hep o günleri... Harcımızı hep o Maveraya doğru ağaran yüreğimizle döneriz misale. O şehitlerin kana kana içtiği kevser sularının hışırtısıyla, uyandığımız yatağımızda, birgün muştularla dönüşümüzün ani olacağı kanaati hep yüreğimizde yankılanıyor böylece.
Haramiler bu aşkımızı çalmadan, yeniden tutku gözlerle ufuklara yönelmeli el ele verip yeni medeniyetin temellerine harcı koyarak kabirlerinde yaşayan ülkü yolunun şehitlerini sevindirmek bugün değilse ne zaman? Seccademizle, kitabımızla, imanımız ve sancağımızla biz geleceğiz müjdesini keşke verebilsek.
Yunus’un feyz aldığı yere doğru yürümesi gibi, gelin biz de yara doğru yürüyelim. Ezene değil, ezilene destek, zalime köstek, mazluma yardımcı olarak, gerekirse canımızı feda edelim. İnsana olan sevgimizle, kulu Allah’ın mukaddes emaneti bilip, can ülkümüzle ‘’Biz geleceğiz’’ türküsünü hep birlikte söyleyelim. Sevda diyarında, şehitler katında ve Allah’ın huzurunda güneşle birlikte biz doğalım;’’ yüceltip tuğları fisebillillah.
“Değiştir çağları fisebilillah’’ diyelim.
Dirilişimiz gerçekleşirse insanlığın dirilişide beraberinde gelecek elbet. İnşaallah.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 39
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/06/08

MesajKonu: PAYLAŞIM İÇİN   C.tesi Tem. 19, 2008 8:49 am

DEDEKORKUT PAYLAŞIMLARIN İÇİN TEŞEKKÜRLER.
SENDEN RİCAM PAYLAŞIMLARINI ÜST BAŞLIKLARIN YERİNE YAYINLAMAN.
RESİMLER BÖLÜMÜNDE TÜRK BAYRAK FLEMA FORUMUNUN ALTINDA ÜLKÜ YOLU NEDİR KONUSU DOĞRU YERDE DEĞİL.
BU KONUYU KİTAPLIK BÖLÜMÜNDE YAYINLARSAN DAHA İYİ OLUR.
PAYLAŞIMLARIN İÇİN TEKRAR TEŞEKKÜRLER...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turukbirligi.forumsmotion.com
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: SLM   Ptsi Tem. 28, 2008 11:26 am

haklısın. Fakat okunma oranı az olunca her bölüme serpiştirerek yazdım. zamanla siteye ilgi artarsa ban abir bölüm yeter sanırım. Mesela makale diye bölüm açılır . o bölümde hertürlü yazı uyar sanırım. Şimdilik boş bulduğum bölümlere yazdımki görünsün hemde okunsun diye. Sağolun varolun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
ÜLKÜ YOLU NEDİR?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» tarihi ipek yolu
» HİCRET NEDİR?
» HELALIM olacaksın Ayşem

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: MAKALE-
Buraya geçin: