TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 HAFIZASINI YİTİREN NESİL

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: HAFIZASINI YİTİREN NESİL   Çarş. Eyl. 24, 2008 11:54 pm

HAFIZASINI YİTİREN NESİL
ALPEREN GÜRBÜZER

Biz kimiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Bu soru karşısında irkilmemek mümkün mü? Her şey bu sorunun içinde çünkü. Aynı zamanda bu soru, sosyal parçalanmışlığın eşiğinde bulunan gençliğe davettir.
Her gün hayat yeniden başlıyor. Çocukluk, okul çağı, imtihanlar, üniversite, çalışma hayatı, evlilik, evlat sahibi olmak derken insan ömrünün ne kadar kısa bir süre olduğunu anlıyor ve bir hiç uğruna yaşamanın anlamsızlığını hissederek kimlik krizini gidermeye yönelik adım atma duygusu gelişiyor içimizde. Bütün hayat evrelerinin neticesinde oluşan tecrübî birikimler insanı ister istemez doğru karar verme eşiğine sürüklüyor. Artık geçde olsa hayatın ne anlama geldiğinin farkına varıyoruz. Önemli olan gençken bu şuura sahip olmak, ama ne yazık ki hep olgunluk diyebileceğimiz yaşlarda başımızı önümüze eğip, düşünmeye başlıyoruz.
İdeal diye tanımladığımız hayat aslında gençken ihtiyar olabilmek, ihtiyarken genç kalabilmektir. Nevarki modern dünya gençlere;‘Hızlı yaşa genç öl ki cesedin yakışıklı olsun’ histerisini işliyor. Oysa genç neslin nasıl olması gerektiğini Ahmet Haşim; ‘’Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden’’ mısralarıyla tanımlamış, ama şimdi o bahsettiği nesilden eser kalmaması düşündürücüdür. Gerçektende minareye şerefeye atlayarak çıkılmaz, ancak merdivenlerden basamak basamak ilerleyerek çıkılır.
Kapitalizmin sunduğu tüketim duygusu gençliği bir kâğıt mendil misali buruşturup her birini çöpe atıyor sanki. Değerleriyle bu denli oynanan bu toplumda kimlik krizinin baş göstermesine şaşmamalı. İlişkiler darmadağınık, ferdi yaşama ağırlıklı duygu. Birbirinden kopuk, menfaate dayalı yaşama biçimi ister istemez kimlik krizini gündeme getiriyor. Nasıl olsa bir işe yaramıyorum, hızlı yaşayayım da genç öleyim duygusu gençleri avlayan bir virüs. Hızlı yaşamadan anladığımızı maalesef bu patolojik tablo. Böyle olunca hep birlikte garip bir ahir zaman endişesine kapılıverdik.
Kapitalizmin insanlığa aşıladığı tüketim duygusu tek bir hayat tarzı olarak takdim edildiği için bu hale geldik. Şimdi insanlık bu modelin kıskacında ne yapacağının telaşı içerisinde kıvranıp duruyor. Emeğin hiçe sayıldığı, tüketimin teşvik gördüğü ortam, gençliğin psikolojik yapısında hiçliğe neden olmaktadır. Aslında hiç kimse gençken ölmek istemez ama Amerikan gençlik modası tüm hızıyla toplumları esir almış durumda. Gençlikte baş gösteren fetişizm duygusu bu modelin yansımasından başka bir şey değil. Sürekli insanımıza gençlik empoze ediliyor, fakat genç kalmak uğruna derin yaralar açılıyor ruhumuzda. Bu durumu estetikten kozmetiğe, müzikten bütün medyaya uzanan çizgide bu maraz havayı görmek pekâlâ mümkün... Popüler kültür baş tacı olmuş adeta, ilaç mı istersin ‘melatonin al sakinleş’ telkini ile gençlik fetişizmin kucağına sürükleniyor. İşte yaşadığımız hayat bu.
Tuhaf, ama gerçek, bir o kadarda acı. Gençlik diye sunulan tabloda gördüğümüz manzarada çöpe atılacak buruşmuş mendillerden başka bir şey yoktur. Sürekli; ‘’Aman ha genç kalın, aman ha hızlı yaşayın, daha artık bu dünyaya gelmek yok, ne yaşarsan yanına kar’’ tarzında güya genç kalmanın reçetesi sunuluyor. Bu abartılı teşvik uygulamaları gençliği can evinden vuruyor habire.
Bize bir haller oldu. Her ne olduysa bir anda hafızasını yitiren nesil olduk. Toplumu saran asıl problem hafıza kaybıdır. Biz kimiz, nerden geliyoruz nereye gidiyoruz sorusunu artık soramaz olduk birbirimize. Sebebi malum; hafızamızı yitirmiş olmamızdan dolayıdır. Bunun şuuruna bir varabilsek, belki de küllenmiş hafızamız yeniden kıpırdayacak, belkide yeniden bir hayata adım atmış olacağız, derken kendimize dönüşümüz gerçekleşecektir. Daha da ötesi kendimizi sorgulama imkânı bulacağız demektir.
Hep batı sevdasıyla oyalanıverdik. Batının ardına takılmamızı öğütlediler çünkü. Doğuyu bırak, batıya bak denildi. Hâlbuki batı dedikleri dünyada bunalımın eşiğinde. Bir arada yaşama özelliği doğuya ait has bir meziyet. Şimdilerde batının aynı binada bir ailenin yaşaması durumunda vergi indirimi uygulamalarına start vermesi toplumsal parçalanmanın önüne geçmek içindir. Çünkü Avrupa’da aile mefhumu yok denecek kadar azdır. Bir arada yaşama duygusu gelişmediği içindir ki parasal tedbirlerle önlem almaya çalışıyorlar. Bizde böyle bir problem yok, ama batının içinde bulunduğu bunalımı, bize de sirayet ettirme çabaları var. Şöyle ki; ‘Özgür yahut bireysel yaşa, takıl bana hayatını yaşa’ türden sıkça kullanılan argo ifadeler kuşaktan kuşağa yayılarak her geçen gün toplumsal birlikteliğimizi tehdit altına alıyor. Zira bizi birbirimize bağlıyan bağları çözüp dağınık bir toplum modeli sunuyorlar önümüze. Batı yıllardır bunun acılarını çekiyor, nasıl etsem de bu girdaptan kurtulayım diye arayış içerisinde çırpınırken, biryandan da aynı hastalığın pençesine bizi de düşürmek istiyorlar.
Osmanlı varı yaşamak bizim her şeyimizdi. Devleti âliye birada yaşamanın tatbikatını insanlığa göstermiş, biz ise hala model arama peşindeyiz. Ne zamanki mensubiyet duygumuzu yitirdik, işte o zaman dışardan model arama ihtiyacı hissediverdik.
Fetihlerimizi kılıçla gerçekleştiğini söyleyenler büyük yanılgı içerisindeler. Hafızasını kaybeden bir takım aklıevveller, her nedense insanlığın baskı ve zulümden, mezhep kavgalarının karmaşasından kurtulmak için Osmanlının hürriyet iklimine sığındıklarını görmezlikten gelirler. Çağdaş yaşamdan sıkça söz edilmesine rağmen, bu konuda bir arpa boyu yol alınamadığı gibi insanları bir arada kardeşçe yaşamaları bu çağda gerçekleştiremediler. Bakın Osmanlı ta yıllar öncesinde yetmiş iki milleti bir arada yaşatabilmiştir. Kardeşçe yaşamayı sağlayan ve aynı şemsiye altında gölgelenmeyi gerçekleştiren yeryüzünde tek imparatorluk biziz.
Bakın çağdaş dünya dedikleri düzen, Bosna’yı kan gölüne çeviriverdiler. Çeçenler Ruslarla, Bosna Hersek, Sırplarla ve Hırvatlarla bir arada yaşayamadı. Her yer kan revan içinde. Hümanizm sadece lafta.
Etnik kimlikler mesele ilan edildi. Soy sop faslına girilince olacağı buydu, elitist tabakadan ne beklenirdi ki zaten. Osmanlı bu problemi Osmanlılık şemsiyesi altında halletmiş. Amerika’da süper güç olarak Osmanlıyı örnek almış, ama kendi içinde özgür. Bu yüzden Amerika’da Norveç kökenli veya başka kökenli, zencisi, Filipinlisi, şusu, busu ben Amerikalıyım diyebiliyor. Fakat ayın Amerika kendi ülke sınırları dışında son derece acımasız olabiliyor da. İşte en son Baba Bush ve Oğul Bush’un Ortadoğu’ya yönelik açtığı savaş bunun en tipik misali, bilmem başka bir delile gerek var mı?
Türkiye’de yaşayan insanlarımızda çeşitlilik arz ediyor. Bir kilimin desenlerini andıran bir zengin dokumuz var. Üstelik kilime işlenen motiflerin her biri farklı olsa da aralarında kopmayacak şekilde ilmikler atılmış, böylece birlik bağları oluşturulmuş. Bu bağlar sayesinde Türk-Kürt demeden birbirimize kız vermişiz, kız almışız, yani oğul evermişiz, beraberce aynı sofraya oturmuş, beraberce halay çekmişiz. Galiba bu durumu bize çok görmüş olsalar ki birtakım zinde kuvvetler boş durmamış içimize ayrılık tohumları serpiştirme gayreti içerisine girdiler. Bugün Güneydoğuda yaşadığımız trajik olaya bu yönüyle de bakmakta fayda var diye düşünüyorum. Yazık ediyoruz kendi kendimize. Neden Osmanlılık şemsiyesine benzer, Türkiyelilik ruhu oluşmasın ki bu topraklarda. Hem madem aynı coğrafyada yaşıyoruz, kökenimiz ne olursa olsun hepimiz aynı kilimin desenleriyiz sonunda. Bu coğrafyada yaşayan insanların hep bir ağızdan canı gönülden Türkiyeliyim demesi yetmez mi? O halde insanımızı ikide bir kimlik sorgulamasına tabi tutar gibi testten geçirmeye çalışmanın ne anlamı var. Yazık ediyoruz kendi kendimize. Osmanlı altı yüzsene bağrında taşıdığı milletlerin ne dilini ne de dinin sorguladı, bir arada nasıl yaşanılırın tatbikatını gösterdi tüm cihana.
Hafızasını yitiren gençliğe mensubiyet şuuru veremediğimizden dolayı meseleleri çözemez hale geldik. Köklerimizle yüz yüze geldiğimizde işte o noktada biz kimiz, nerden geldik nereye gideceğiz soruların cevabı karşılık bulacaktır elbet. Hafızamızı yeniden tarihle dinimizle ve bilge insanlarla buluşturmalı ki dirilişe geçebilelim.
1299 da Söğütte atılan ruhumuzu yeniden yakalamalıyız. Muhteşem çınar olarak dünyada hüküm sürmüşüz, fakat kıymetini hala anlamış değiliz.
Hafızamızı yenilediğimizde dirilişimizin gerçekleşeceğine canı gönülden inanıyorum. Vesselam.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
HAFIZASINI YİTİREN NESİL
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: GENEL KONULAR-
Buraya geçin: