TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 İstiklal Marş'ımızı Nekadar Anlıyorsunuz?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
burhan.bozkurt

avatar

Mesaj Sayısı : 17
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 06/09/08

MesajKonu: İstiklal Marş'ımızı Nekadar Anlıyorsunuz?   C.tesi Eyl. 06, 2008 8:15 am

İstiklal Marş'ımızı Nekadar Anlıyorsunuz?

İstiklâl Marşı'nı, diğer başka şiirleri veya herhangi bir metni açıklamadan önce o şiirin, metnin yazıldığı tarihi, tarihî olayları, sosyal, siyasal şartları bilmek gerekir. Bu yüzden İstiklâl Marşı'nı açıklamadan önce kurtuluş savaşını ve o dönemin şartlarını hatırlamak gerekir.

İstiklâl Marşı, 1921 yılında Kurtuluş Savaşı devam ederken yazılmıştır. Ülkemiz düşman tarafından istilâ edilmiş, düşman Ankara'ya kadar yaklaşmıştı. Polatlı' dan Ankara'ya, Atatürk ve arkadaşları tarafından yeni kurulan Meclis'e top sesleri gelmekteydi. Daha güvenli olacağı düşünülerek, Meclis'in daha iç bölgeye, Kayseri'ye taşınması düşünülüyordu. İstiklâlimiz için yurdun her tarafında millî mücadele verilmekteydi. Halk perişandı, çaresizdi, korku içindeydi... İstiklâl Marşı işte bu dönemde, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazıldı. 25 Mart 1921'de mecliste okunan bu şiiri Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki üyeler ayakta dinledi, büyük coşku, ve beğeniyle Milli Marş olarak kâbul etti. İstiklâl Marşımızı anlamak, onu açıklayabilmek için bu tarihî günleri bilmek gerekir.


Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Mehmet Akif Ersoy, birinci kıtada endişe, korku içinde olan Türk milletine, Türk ordusuna "Korkma!' diye sesleniyor. O, Türk milletinin hürriyeti ve vatanı için Çanakkale'de neler yaptığını çok iyi biliyordu. Akif, millî mücadelenin kazanılacağından emindir; ancak "Acaba bağımsızlığımız elden mi gidiyor?" diye korku içinde olan kendisi gibi düşünmeyen Türk milletine "Korkma!"diyerek sesleniyor. Bunun için şiirine "Korkma!' diyerek başlıyor. İstiklâl Savaşı Türk milleti için hayatî önem taşımaktaydı. Böyle kritik dönemlerde "vatan, millet, istiklâl, din, aile, millî benlik, millî birlik, bayrak" gibi kavramlar daha da önemlidir. Millî duyguların ve millî iradenin bir tercümanı olan Mehmet Akif Ersoy, şiirinde bu değerleri sanatkârane bir üslûpla anlatmakta, milletimizin bu değerlerden güç aldığını ifade etmektedir.

Şair birinci dörtlükteki "ocak" kelimesiyle Türk ailesini anlatmaktadır. Tek bir aile kalsa bile, bunun bağımsızlığımızı kazanmak için, sancağımızı taşımak için yeterli güç olacağını düşünmektedir.

Şair Birinci dörtlükte "Korkma" Diyerek Türk milletine, Türk ordusuna sesleniyor. Savaşı karanlık bir gece gibi (Şafak) gören şair, "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;" dizesinki yıldız kelimesi ile bayrağımızı kastetmektedir. "Yıldızı parlamak" deyimiyle de savaşın kazanılacağını müjdelemektedir.



Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!'
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!


Şair ikinci dörtlükte bayrağımıza seslenmektedir. Burada bayrak (hilâl) kişileştirilmiştir. Bayrak, Türk milletine kızgındır, içinde bulunulan durumdan, o kötü durumdan, Türk milletini sorumlu tutmaktadır. "Hilâl" kelimesi, bayrak anlamında kullanılmıştır. Bayrak, Türk milletine kaşlarını çatmış, celâllenmiş bir şekilde bakmaktadır. Şair bu durumdan rahatsızdır. Bayrağın gülümsemesini istemektedir. Kahraman ırkıma bir gül!... Türk milletinin bunu hak etmediğini söylemektedir. Eğer gülümsemezse onun için dökülen kanı milletin helâl etmeyeceğini söylemektedir."Hakkıdır Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!" mısraında şairimiz 'Hakk' kelimesini iki anlamda kullanmıştır: Birinci anlamı Allah; ikinci anlamı ise doğruluk, adalete saygı göstermek, anlamındadır. İşte böyle ulvî değerlere sahip bir milletin bağımsızlık hakkıdır.



Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Üçüncü dörtlükte "hürriyet" kavramı üzerinde durmaktadır. Türk milleti için "hürriyet" vazgeçilecek, göz ardı edilecek bir kavram değildir. Türk milleti bu değer için asırlarca mücadele etmiştir. Asla bir başkasının boyunduruğu altında yaşamak istememiştir. Şair hürriyetimizi elimizden almak isteyen düşmanları birer çılgına benzetiyor. "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım." Mısraında böyle bir çılgına şaşacağını söylüyor. 'Zincire vurmak' deyimi burada esir etmek anlamında kullanılmıştır. Şairimiz burada "ben" kelimesiyle Türk milletini kastetmiş, millet adına konuşmuştur.


Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?


Dördüncü kıtada savaşan tarafların askeri, teknolojik güçleri mukayese edilmektedir. Düşmanın sınırları, adeta çelik zırhlarla korunurken bizim hudutlarımızda üstün savaş teknolojisine karşı iman dolu göğüslerini siper etmiş kahramanlar vardır. Düşmanın maddî üstünlüğü vardır; fakat manevî gücün karşısında yenik düşecektir. Şair "ulusun" sözüyle düşmanı uluyan, canavara benzetiyor. Bu canavar ne kadar ulursa ulusun Türk milletini korkutamayacaktır; çünkü onun iman dolu serhaddi, yani sınırı, göğsü vardır.



Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Beşinci kıtada şair, mücadele veren kahraman mehmetçiklere seslenmektedir. Başkalarının hayatına saygı göstermeyen itilâf devletlerin, yağmacıların karşısında ordumuzun göğsünü siper etmesini istemekte ve

"Doğacaktır, sana va'dettiği günler Hakk'ın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın."

diyerek mehmetçiğe güzel günlerin yakında olacağının müjdesini vermektedir.



Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Altıncı kıtada yine şair Türk ordusuna seslenilmekte ve "vatan" kavramı üzerinde durmaktadır. Vatanımızın sadece bir toprak parçasından ibaret olmadığını, bu toprakların altında binlerce insanın şehit olarak yattığını söylemektedir. Adeta vatanın her karış toprağında şehit kanı vardır. Vatanımızı "Vatan" yapan asıl şey budur. Şair, bunun bilinmemesi, bu şuura varılmaması durumunda, vatan uğruna şehit düşen atalarımızın rahatsızlık duyacağını, incineceğini söylüyor.



Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuhedâ fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Yedinci kıtada yine "vatan" kavramı üzerinde durulmaktadır. Vatan için verilen mücadelenin ne kadar kutsal olduğunu şair, "Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ!" mısraı ile dile getirmektedir. Şair bu kıtada Tanrı'dan bütün varını yoğunu, sevdiklerini; hatta canını almasını ama vatanından ayrı bırakmamasını dilemektedir. Vatan hepsinden daha değerlidir.



Ruhumun senden, ilâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mâbedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.




O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden nâ'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Sekizinci ve dokuzuncu dörtlükte şair; düşmanın manevî değerlere, özellikle dinî inançlar gibi ulvî değerlere saldırıp, ezanları susturmaları ve manevî gücümüzü kırmak istemelerini, bizim için en büyük tehlike olarak görmektedir. "Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-" mısraı ile şahadetin dine temel teşkîl ettiğini ve bu ifadenin ezanda mevcut olduğu anlatmaktadır.




Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!


Şair şiirin son bendinde, yine bayrağa sesleniyor. Sonsuza kadar sana, Türk milletine zulüm yapılamayacağını söylüyor. Şair, mutlu yarınlara olan inancını yeniden pekiştiriyor, büyük zaferi adeta önceden müjdeliyor. Nitekim ordumuz Atatürk'ün kumandasında Büyük Taarruz' la 16 ağustos 1922'de düşmanı yenilgiye uğratıyor, kesin zafere ulaşıyor.

İstiklâl Marşı'nda geçen bazı kelime ve deyimlerin mânâsı:


Şafak: Alaca karanlık.
Ocak: Aile.
Çehre: Yüz, surat.
Hilâl: Bayrak. (Şiirdeki mânâsı)
Gül-: Gülmek, gülümsemek.
Celâl: Hiddetlenmek, çok kızmak.
Hakk: Allah.
Bend: Engel.
Âfâk: Ufuklar.
Çelik zırhlı duvar: Askerî güç.
Ulu-: Ulumak, köpek ve canavar gibi ulumak.
Serhad : Sınırın en ucu, sınırın başlangıcı.
Tek dişi kalmış canavar: Nesli tükenmekte olan canavar.
Hâyasız: Ahlaksız, edepsiz.
Kefensiz yatmak: Şehit olmak. Şehit düşmek
Şühedâ: Şehitler.
Cân: Can, canımız.
Cânân: Eş-dost, sevgili, anne, baba...
Huda: Allah
Cüdâ: Ayrı.
İlâhî: Allah'a ait.
Mabed: İbadethaneler, camiler.
Nâmahrem: Haram olan.
Ebedî: Sonsuza kadar, sonsuza ait.
Vecd: Coşku, sevinç.
Secde etmek: Baş eğmek, İbadette eğilmek.
Cerîha: İltihaplı yara, cerahat.
Ruh-ı mücerred: Canlanmış ruh, mücerret olmuş ruh.
Na'ş: Ceset, ölü bedeni.
Arş: Göğün yedinci katı, göğün en yüksek yeri.
İzmihlâl: Eziyet, zulüm.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
QERTEROS

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 28
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Geri: İstiklal Marş'ımızı Nekadar Anlıyorsunuz?   C.tesi Eyl. 06, 2008 8:37 am

paylasım için tesekkur ederiz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İstiklal Marş'ımızı Nekadar Anlıyorsunuz?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» PAKISTAN da Felaket...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: PAYLAŞIM-
Buraya geçin: