TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 KAFKASYA'DA NELER OLUYOR? TÜRKİYE NE YAPIYOR ?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 39
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 22/06/08

MesajKonu: KAFKASYA'DA NELER OLUYOR? TÜRKİYE NE YAPIYOR ?   Perş. Eyl. 04, 2008 4:16 pm

[
size=18]Abhazya Cumhurbaşkanlığı danışma kurulu üyesi Oktay Chkotua Abhazya'da
Bağımsızlığın Tanınması ile ilgili yapılan mitingde konuşma yaparken.
Solda Abhazya Devlet Başkanı Sergey Bagapş
Sağda Abhazya Parlamentosu Başkanı Nugzar Aşuba

KAFKASYA’DA NELER OLUYOR?
TÜRKİYE NE YAPIYOR?


Son dönemde olağanüstü bir hızla gelişen olaylar Türkiyenin Kafkasyada “temkinli ve dengeli” bir politika izleme derdine düşerek, Gürcistan’a endeksli bir enerji ve ulaşım koridoru uğruna ne derece pasif ve tek yanlı bir politika izlediğini bir kez daha ortaya çıkardı.

Gürcistan’ın Güney Osetya’ya vahşice saldırısının ardından Rusya’nın bölgeye müdahalesi ile oluşan yeni ve geri dönülmez durumun bile Türk dışişlerine yön verenlerce hala gereğince iyi okunamadığını ve Dışişleri mensuplarının en azından son derece sağlıklı değerlendirmeler yapan akademisyenlere ve analistlere bile yeterince kulak veremediğini üzüntüyle müşahade etmekteyiz.

Esasen işin bu noktaya gelmekte olduğu çok uzun zaman öncesinden belliydi. Soros destekli Saakaşvilinin iktidara gelmesiyle birlikte Gürcistan’da zirveye yükselen şoven duygular ve sadece silahlanma harcamalarına yıllık bir milyar dolar aktararak hızla silahlandırılıp ABD ve Türkiye tarafındandan techiz edilip eğitilen Gürcü ordusunun Saakaşviliye “artık önümüzde kimse duramaz” mesajını vermesi sonun başlangıcı oldu. Elbetteki bu saldırıdan kısa bir süre önce Tiflis’e “olağan” ziyaretlerinden birini gerçekleştiren ABD Dışişleri bakanı Condaleza Rice’ın aynen Türk Dışişleri gibi “Gürcistan’ın toprak bütünlüğü”ne güçlü vurgu yapması ile Saakaşvili’nin “en kısa sürede, önce Osetya’yı sonra da Abhazya’yı geri döndüreceğiz!” açıklamaları ve bir önceki parlamento başkanı Nino Burjunadze’nin “iki oğlum var, birini Osetya diğerini ise Abhazya’da cepheye göndereceğim!” diyerek savaş çığırtkanlığı yapması birleştirildiğinde savaşın ayak seslerinin “sağırlar” dışında herkes tarafından duyulmasnın pek de güç olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

İşte bu yüzdendir ki Abhazya cumhurbaşkanı Sergey Bagapş ile Güney Osetya cumhurbaşkanı Eduard Kakoyti’nin kendilerini ziyaret eden diplomatlara ve BM genel sekreteri ile BM genel sekreterinin dostları gurubuna dahil olan ülke temsilcilerine, ısrarla tarafların bundan böyle anlaşmazlığın çözümü için askeri güç kullanmayacaklarına dair bir anlaşma imzalamalarını barış görüşmelerinin devamı ve bölge istikrarı için “olmazsa olmaz” bir şart olarak ileri sürmeleri boşuna değildi. Zira geriye dönüp bakıldığında Sovyetler dönemi hariç sadece 20 yıl bağımsız devlet sahibi olan Gürcülerin bu kısa süre içerisinde bile tam 6 kez Abhazya ve Osetya’ya saldırı girişiminde bulunmaları ve her defasında yenilerek çekildikleri halde bir türlü barışa yanaşmamaları, hatta Gürcü yöneticilerce bu halkların tamamen ortadan kaldırılmasının açıkça ifade edilmesi, örneğin 1990 yılında Gürcü devlet başkanı Zviad Gamsahurdiya’nın Osetler ile ilgili olarak “bunlar halh falan değil bir çöp yığını, en kısa sürede temizlenmeleri gerekiyor!” açıklaması, ardından Abhazya’yı 1992 yılında işgal eden Gürcü kuvvetlerin başındaki 25 yaşındaki general(!) Karkaraşvili’nin Abhaz televizyonundan “100.000 Gürcüyü feda etme pahasına da olsa 97.000 Abhaz’ı yok edeceğiz!” hezeyanı ile şu günlerde muhalefet liderlerinden olan ve zamanın genel valisi Giorgi Khaindrava’nın Le monde politic gazetesine “şimdilik Abhazlara yenildik ama bu Abhazya’yı ebediyyen kaybettiğimiz anlamına gelmez. 15.000 Abhaz gencini uyuşturucu bağımlısı yapabilirsek bir süre sonra Abhazya’ya elimizi kolumuzu sallayarak gireriz” şeklindeki tüyler ürpertici beyanları ve sovyetler döneminde Stalin-Beria ikilisinin Abhazya’daki kanlı uygulamaları Abhaz halkının Gürcü yönetimlerine asla güven duymaması şeklinde tezahür etmektedir.

Sonuçta Saakaşvili’nin ihtiraslarının da kışkırtılarak askeri bir harekat başlatması yönünde özendirilmesi Gürcistan açısından tarihi ve trajik bir hata olmuş ve bu büyük hatanın, sadece Saakaşvili iktidarı için değil, Gürcistan devleti içinde son derece ağır bedellere mal olacağı daha işin hemen başında apaçık ortaya çıkmıştır. Ancak bu sonucun domino etkisi yaparak bölgedeki, hatta Dünyadaki bir çok anlaşmazlığı tetikleyebileceği de göz ardı edilmemelidir. Bu anlaşmazlıklardan ilki Rusya’nın müdahale sırasında kullandığı, Kırımda konuşlanan karadeniz donanması ile ilgili Ukrayna’nın ciddi problemler çıkarması ile tekrar su yüzüne çıkmış durumdadır. Rusya’nın bir süre sonra Kırım’ın statüsünü gündeme getirerek Kırımı Ukrayna’dan koparma yolunu seçeceğini ve Ukrayna’yı bu tavrından dolayı mutlaka cezalandıracağını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Gürcistan’da oluşan son durumdan sonra Rusya devlet başkanı Medvedev’in “Abhazya ve Osetya halklarının alacakları her türlü karara saygılı olacaklarını hatta bununla da kalmayarak uluslar arası arenada bunun garantörü olacaklarını” deklere etmesi, hemen ardından dışişleri bakanı Lavrov’un “bu aşamadan sonra Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden bahsedilemeyeceğini” kesin bir dille seslendirmesi kısa bir süre sonra aynı sözlerin Kırım için söyleneceğinide şimdiden ortaya koymaktadır. Çünkü Rusya’nın Karadeniz donanmasının Kırım’da bulunma süresi yakın bir süre sonra dolmak üzeredir ve bölgede bu donanmanın sığınabileceği başkaca bir deniz üssü söz konusu değildir. ABD’nin Türkiye başta olmak üzere Karadenize kıyısı bulunan ülkelerden ısrarla liman talebinde bulunmasıda tüm bunlarla birlikte düşünüldüğünde Karadenizde önümüzde dönemde şiddetli bir Rusya ABD kapışmasının iyice su yüzüne çıkacağı ve Rusyanın ABD’ye bu denizde tutunma şansı vermeye yanaşmayacağı bilinmelidir. Bu yüzden Kırım’ın askeri anlamda stratejik önemi daha da artmış bulunmaktadır. Kırım’ın nüfusunun ezici çoğunluğunun etnik olarak Rus ve bir miktarda Tatar’dan oluştuğunu ve olası bir referandumda ise Rusyanın istediği sonucun mutlak olduğunu da bu arada belirtelim. Esasen bu yolu Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ABD ve batılı ülkeler bizzat açtıklarından Rusya’nın eli zaten iyice güçlenmiş durumda olup, Sırbistan’da ki yenilmişliğinin faturasın da bu vesile ile ABD ve batıya pahalıya ödetmeye kararlı gibi görünüyor. Bu hesaplaşma sonucunda gelinen noktanın “toprak bütünlüğü” prensibini artık rafa kaldıracağı ve “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” prensibinin galebe çalmaya başlayacağı ve bu durumun giderek dünya gündemine oturacağı da çok net olarak ortaya çıkmış bulunuyor.

Tüm bunlara ilaveten Polonya’nın Gürcistan’daki son durumdan paniğe kapılarak ABD ile füze kalkanı anlaşmasını derhal imzalaması, Rusyanın ise buna Venezuella ve Küba ile aynı minvalde anlaşmalar imzalamak için ilişkiye geçerek cevap vermesi de yukarıda bahsettiğimiz domino etkisinin sadece ilk adımları olup, Rusya’nın bundan sonraki adımları içinde bir mesaj niteliğinde algılanmalıdır, zira bu tavrın tek kutuplu Dünyadaki ABD hegomonyasına karşı yeni bir denge oluşturmak adına tam bir meydan okuma olduğu önümüzdeki dönemde daha da açık bir şekilde görülebilecektir.

Rusya’nın Gürcistan’ın Osetya saldırısına bu derece sert tavrının bölge halklarına verdiği başka mesajlarda bulunmaktadır. Bilindiği gibi Çarlık Rusyasının Kafkasyalılarla uzun savaşları ve sonucunda yaşanan büyük sürgün nedeniyle özellikle Kuzey Kafkas halklarının Rusyaya karşı son derece olumsuz bir bakış açıları söz konusuydu, bu olumsuz bakış Çeçenistan savaşı ve Abhazya’ya uygulanan ambargo nedeniyle de zirveye çıkmış durumdaydı. İşte bu müdahale ile Rusya Federasyonu hem global çıkarlarını koruyarak tüm Dünyaya istediği mesajları verirken aynı zamanda soykırım tehdidi altındaki Osetler için bir kurtarıcı edasıyla kan dökerek tüm Kuzey Kafkasyalıların gönlünü fethetme çabasındadır. Rusya’nın sadece bu kadarla da yetinmeyerek son dönemde Kafkasya dışındaki nüfusla, özellikle de Türkiye’de ki Abhaz ve Adıge kökenlilerle sıcak ilişkiler kurma isteğinde olmas ıda son derece ciddi ve olumlu adımlardır. Rusya’nın bu çabasını başkan Medvedev’in Güney Osetya müdahalesinen hemen sonra yaptığı açıklamalarında “Rusya Federasyonu tarihsel olarak Kafkas halklarının güvenliğinin garantörüdür!” şeklindeki sözlerinde çok daha net bir şekilde görebiliyoruz.

Peki etrafta tüm bunlar olurken Türkiye ne yapıyor?

Doğrusu Türkiyenin sağlıklı bir Kafkasya politikası olduğunu söylemek adeta imkansız. Ne yazık ki bölgede sadece Amerikan çıkarlarına angaje olarak uzun vadedekı cıkarlarını göz ardı eden pasif, çifte standartlı ve son derece yanlış bir yol izliyor. Türkiye işin o derece uzağında ki yıllarca Gürcistan’ın dışında bölgede yaşayan diğer ulusların söylemlerine kulaklarını tamamen tıkadı ve hiç birini en hafif tabirle ciddiye bile almadı, Medvedev tarafından iki kez Kremlinde en üst düzeyde ağırlanan Abhazya Cumhurbaşkanı Sergey Bagapş’ın Türkiye’ye “özel” ziyaretinin bile bizans oyunlarını anımsatan engellemelerle nasıl erteletildiği henüz unutulmamıştır. Oysa Türkiye Kafkasyadan bile çok daha fazla sayıda kafkasyalı nüfusa sahip olarak çok özel bir konuma sahipti ve bu potansiyel sayesinde bölgede sorunların çözümü noktasında son derece önemli bir aktör olabilirdi. Ancak maalesef Türkiyenin kendisini sadece Gürcistan üzerinden geçen enerji ve ulaşım hatlarına mahkum ederek ve bu gün Dünyanın bir çok yerinde paramparça edilen “toprak bütünlüğü” gibi bir saplantıyla bölgede tanınmaları artık kaçınılmaz hale gelen devlet ve toplumlara tam bir “üç maymun diplomasisi” uygulaması ve bu geleceği zamanında öngörememesi nedeniyle artık her zaman “tek geçtiği” Gürcistan’da dahil olmak üzere bölge ülkeleri ve halkları nezdinde son derece olumsuz ve güven duyulmayan bir imaja sürüklenmektedir.

Son durumda bile “Kafkas ittifakı” gibi yıllar önce ortaya atılan bir projeyi tekrar ısıtarak, belki de en umutsuz ortamda ileri sürmesi ve Rusya Federasyonunun çok net bir şekilde Gürcistan’nın toprak bütünlüğünden asla bahsedilemeyeceğini ifade ettiği, hatta bu toprak bütünlüğünün Gürcistan’ın bizatihi kendisi için bile öncelikli olmadığı bir dönemde bile “Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün güçlü olarak arkasındayız”şeklindeki en üst düzey açıklamaları sadece trajikomik bir durum değilde nedir?

Türkiye, Gürcistan konusunda öylesine inanılmaz bir aymazlık içindedir ki, Saakaşvili Acaristan özerk bölgesinin başkanı Aslan Abaşidze’yi alaşağı ederek özerkliğin içinin boşaltırken bile anlaşmalarla garantör olduğu bu durumu sadece uzaktan seyretmekle yetinmiş ve dönemin TC. Bakü büyükelçisinin konuyla ilgili itirazı dışında hiç kimseden tek bir ses çıkmamıştır.

Ayrıca Türkiye’nin uzun zamandan beri Gürcülerı silahlandırması, asker ve subaylarını eğitmesi, her yıl milyonlarca dolara varan askeri hibede bulunması, hatta Gürcüler Osetya’ya ilk saldırdıkları ve savunmasız Oset halkı karşısında adeta muzaffer Roma İmparatorluğu orduları edasıyla ortalığı yakıp yıkarak ilerledikleri zamanda tüm tv kanallarının "işte bunları biz eğittik" diye böbürlenmeleri ve kısa bir süre önce Gürcistan’a verilen iki çıkarma gemisi, özellikle Abhaz kamuoyunda büyük bir infiale yol açtı. Gürcistan’ın verilen çıkarma gemilerini sadece ve sadece Abhazya ile ilgili bir savaşta kullanabilecek olması ise son askeri operasyondan Türkiye’nin önceden haberdar olduğu ve hatta, bu tavrı ile de zımmende olsa saldırıya onay verdiği şeklinde anlaşıldığından ötürü güvenilirliği özellikle Abhazlar nezdinde bu gün için derin bir yara almış bulunmaktadır. Türkiye’nin biz eğittik diye övündüğü Gürcü ordusunun savunmasız Oset sivilleri katlettikten sonra Rusyanın müdahalesi söz konusu olunca kendilerini ve halklarını savunmak bir tarafa canlarını kurtarma derdine düşerek ve tüm silahlarını bırakarak tarifi mümkün olmayan bir korkaklık örneğiyle yüz geri kaçmaları ile savaş sonrası ambargo altında kıvranırken bile yokluk içinde kendi ordularını kuran Abhazların sivil halkın burnunu bile kanatmadan Kudrı (Kodor) vadisindeki topraklarını işgalcilerden temizleyip ulusal sınırlarına ulaştıktan sonra bir adım ileri gitmemeleri karşılaştırıldığında Türkiye için hazin bir durum ortaya çıkmıyor mu? Eğer Abhazlar bu günkü fiili durumdan yararlanmak isteseydiler ordularını Tiflis yakınlarına kadar sürerek karşılarına çıkan her yeri yakıp yıkmaları ve yıllarca maruz kaldıkları zulmün intikamını almaları işten bile değildi. Ancak henüz hiç bir devlet tarafından tanınmamış olan Abhazya sadece bu tavrıyla bile nasıl bir “devlet” olduğunu tüm dünya ya bir kez daha göstermiş oldu.

Tüm bunlarla beraber Türkiye’nin Balkanlarda başka, Kafkaslarda başka politikalar gütmesi ise tam bir çelişki örneği olup, hem Kafkaslarda hem de Türkiye’de yaşayan Kafkas kökenliler üzerinde son derece olumsuz bir etki yaratmaktadır. Çünkü tartışmasız olarak ortadadır ki, Sırplar Boşnak ve Arnavut’ları yok ederlerken ne kadar acımasız idiyseler, Gürcüler de Abhaz ve Osetleri yok etmeye çalışırlarken aynı derecede zalimdiler ve NATO güçleri Sırpları bombalarlarken ne derece haklı idiyseler, Ruslarda Ostlere soykırım uygulayan Gürcüleri bombardımana tutarlarken aynı derecede haklıydılar. Yani şimdi Kıbrıs Rum kesimi KKTC’ye saldırıp yerle bir etse ve yanı başındaki garantör ülke Türkiye olan biteni oturup seyretse, bu durum kabul edilebilir miydi? Asla! O halde yapılması gereken nedir? Oturup seyretmek mi? Elbetteki hayır!

Ancak Türkiye’nin yapması gerekenler apayrı ve uzun bir yazı konusu olduğundan burada etraflıca ele alamıyoruz, biz şimdilik sadece iki satırla kapıyı aralıyalım. Türkiye gelinen yeni durumu her yönüyle analiz ederek öncelikle Atlantik ötesi angajmanlarından bir ölçüde kurtulmalı ve sadece Kafkasyada değil tüm Avrasya coğrafyasında Rusya federasyonu başta olmak üzere bölge halkları ve devletleri ile ortak politikalar üretmenin yollarını aramalıdır. Gürcistan ile ilgili politikalarında ise eğer bölgede aktif ve etkin olmak gibi bir düşüncesi varsa mutlaka problemin tarafı olan diğer aktörleri de dikkate alarak adil ve dengeli bir politika oluşturabilmelidir. Aksi takdirde Türkiye’nin tabir caizse treni kaçırması mukadderdir ve bu bölgede treni kaçıranlar onun ancak yüz yıl sonra “belki” istasyona gelebileceğini bilmek durumundadır.
Ne dersiniz, Türkiye’nin bu kadar zamanı var mı?

Oktay Chkotua
Abhazya Cumhurbaşkanlığı
danışma kurulu üyesi [/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turukbirligi.forumsmotion.com
 
KAFKASYA'DA NELER OLUYOR? TÜRKİYE NE YAPIYOR ?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: SERBEST :: TARTIŞMA ALANI-
Buraya geçin: