TURK BIRLIGI

TURK DUNYASININ PAYLAŞIM SAYFASI
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» ÂDEM VE HAVVA
Cuma Eyl. 11, 2009 3:24 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN YAZICIOĞLU NE DEDİ?
Çarş. Ağus. 05, 2009 1:24 am tarafından dedekorkut1

» ÜLKÜ KERVANI ve MUHSİN YAZICIOĞLU
Cuma Tem. 31, 2009 12:47 am tarafından dedekorkut1

» MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
Salı Tem. 28, 2009 3:02 am tarafından dedekorkut1

» ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
Çarş. Şub. 18, 2009 11:48 pm tarafından dedekorkut1

» selamünaleyküm
Çarş. Şub. 11, 2009 2:14 pm tarafından tralikeskin

» KADIZADE RUMİ
Perş. Ara. 25, 2008 2:52 am tarafından dedekorkut1

» Turancılık
C.tesi Kas. 29, 2008 7:50 pm tarafından Admin

» Mehmet Emin Yurdakul
C.tesi Kas. 29, 2008 7:44 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
TURK BİRLİĞİ

Paylaş | 
 

 TÜRKLER VE İSLÂMİYET

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dedekorkut1



Mesaj Sayısı : 116
Yaş : 40
Kayıt tarihi : 06/07/08

MesajKonu: TÜRKLER VE İSLÂMİYET   Çarş. Tem. 09, 2008 10:41 am

TÜRKLER VE İSLÂMİYET

ALPEREN GÜRBÜZER

“Ey insanlar doğrusu biz sizleri bir erkek bir dişiden yarat¬tık. Sizi millet ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gel¬mekten en çok sakınandır.’’ (Hucurat–13)
Türklük, Müslümanlık, doğulu ve batılı gibi kavramlar bizi iyiye götüremiyorsa slogancılıktan öte bir anlam ifade etmez. Önemli olan kavramlar değil, muhtevadır. İnsanlar hangi ana ve babadan doğmaları yönünde talepte bulunamayacakları gibi, hangi ırka ait olma isteğinde ve seçme şansına da sahip olamaz¬lar... Bunu ancak, Allah (c.c) tayin eder. O yüzden de hiçkimse falancanın çocuğu veya şu ırkın evladı diye suçlanamaz. Bu ölçüyü bildikten sonra rahatlıkla Türkler’in Kur’an gölgesinde, hadis ışığında ve tarih önünde kritiğini yapabiliriz. Mensubu bu¬lunduğumuz milletin lehine cerayan eden hükümler, bizi asla şımartmamalı ve diğer milletlere üstünlük ve tahakküm kurmaya temayülü doğurmamalıdır. Kendi haşmetini, kendi reaya’sında ve feth edilmiş ülke halkının mutluluğunda arayan Osmanlı bize örnek olmalı. Irkçılık bize ait kavram olmayıp, batıya ait ve batının günahıdır. Bizde sevmek vardır. Sevmek ise asla ırkçılıkla özdeşleştirilemez. Başkasını hor görmek taassupculuktur, sevmek ancak dinimizde makul görülür. Resûlüllah (s.a.v.); ‘’Kişi kavmini sevmekle suçlanamaz’’ buyuruyor çünkü.
Elbette bir insanın kavmini (bugünkü anlamda milletini) sevecektir. Psikolojide sevmek yakınlık duymak anlamındadır. Sevgimizi şiddete, hor görmeye ve taassuba dönüştürdüğü¬müzde, o sevgi, sevgi olmaktan çıkar, düpedüz ‘’ırkçılık’’ adını alır. Hz. Mevlâna göçebe Türkmenleri tahripkâr olarak niteleyip eleştirmesi, bu gerçeğe işarettir. Hz. Mevlâna’nın bu tutumunu Türk’e saygısızlık olarak telakki edenler olabilir. Oysa Hz. Mevlâna göçebe hayat şartlarının ver¬miş olduğu yıkıcılığa dikkat çekmiştir. Üstelik Hz. Mevlâna ‘’Aslen Türk-est, a gerçi Hindû gûyem’’ (Bkz. Desâlıs-i Seb’a, nşr. F.N. Uzluk. Ank. 1937 S.1, Eflâki Menakıbul Arifin) sözleriyle Türk adına saygı göstermiştir. Mevlâna’nın mısralarını sadeleştirdiği¬mizde;’’Aslım Türktür...’’ buyuruyor. Her ırk kendi içinde güzeldir. Mevlâna da kendi ırkından utanmamış bilakis, özeleştiri yaparak tahripkârlığı bırakıp yerleşik hayata geçmeyi Türk ırkına öğütlemiştir. Aynı şekilde İbn-i Haldun’da Arap olmasına rağmen bedevi Arap¬ları kınamıştır. Onun bedevi Arapları tenkid etmesini, bazılarınca Arap düşmanlığı olarak yorumlanmış. Oysa O, ‘’Bedeviliği bırakın hadariyete (yerleşikliğe) geçin’’ mesajını vermek istemiş¬tir. İslâmiyet, insanların milletini ve ırkını sevmesine mani teşkil etmez. Aksine, Resûlüllah (s.a.v.); ‘’Kavmin efendisi kavmine hizmet edendir’’ buyurarak teşvik dahi etmiştir. Mensubiyet gerçeğini İslâmiyet gözardı etseydi, Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Bilal (r.anh.)’ı Habeşi kimliği ile çağırmazdı. Hatta ashaptan bazılarının, mesela Peygamberimizin diliyle Bilal-ı Habeşi ve Selman-ı Farisi gibi milliyet kimlikleriyle çağrılan birçok sahabe örnekleri mevcuttur.
İslâmiyet, kimliklere dokunmamıştır. Sadece ırkı kimlikle¬rin, tahakküm aracı ve başka milletlere üstünlük olarak kullanıl¬masına müsaade verilmez dinimizde. Emevi Devleti, Arap ırkından olma¬yan müslümanların Mevali (azadlı köle) muamelesi yapmışlardır. Emeviler bununla da yetinmeyip, fırsat buldukça kabile ırkçılığını (Ümeyye oğuları) da işliyorlardı, hatta minberlerde Hz. Ali’ye hakaret ve mesnetsiz suçlamalarda bulunuyorlardı. Daha da ileri giderek ca¬milerde Arap olmayanların imamlık yapmalarına müsaade vermedikleri gibi, üstelik müslümanlardan da cizye alıyorlardı.
Abbasiler bu durumdan vazife çıkararak, Emeviler’in ırkçılık hareketlerine gereken tepkiyi göstermişlerse de, Emeviler’e olan düşmanlıklarından aşırıya kacınca bu sefer de Acem ırkçılığının hortlamasına sebep olmuşlardır. Ma¬lum olduğu üzere Hz. Abbas, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) amcası olması dolayı¬siyle, bu isim adı altında Abbasiler adında devlet sahneye çıkmıştır. Maalesef, Abbasilerde iyi örnek sergileyemediler. Nitekim Veda Haccı’nda Kâinatın Efendisi (s.a.v.), Kusva isimli deve üzerinde ‘’Cahiliyyet devrine ait herşeyi çiğniyorum! Ne Arap’ın Acem’e, ne Acem’in Arap’a üstünlüğü var! Hepsi insanoğlu, insansa topraktan...’’ buyurmasına rağmen, ne Emeviler, ne de Abbasiler, ne Acemler bu hadisi şerifin mana ve ruhuna sadık kalmamışlardır.
Nitekim Elmalı Hamdi Yazır’ın tefsirinde; ‘’Arap ve Fars hizmette safdışı kalınca bu defa Allah, Türkler’i gönderdi. İslâm devleti Türkler’in elinde kaldı. İstanbul fethi hadisi şerifinin Allah’ın gönderdiği ve övdüğü milletler camiasına Türkler de dâhil oldu’’ diyor.
’Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse... bir kavim getirir ki onlar Allah yolunda savaşırlar...’’ (Maide Suresi, Ayet 54) ayetini XVll. asrın büyük Türk âlimlerinden Vani Mehmed Efendi, bu kavmin Türk kavmi olduğuna kanaatine vardığı gibi (Beyazıd Kütüphanesi ‘nde 67 numarada kayıtlı, Ara’isül-Kur’an Tefsiri), aynı zamanda Vani Mehmet Efendi, ‘’Türkler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyiniz’’ hadis-i şerifini de delil olarak gösterir.
İki camiayı kışkırtmayınız. Türklerle, Habeşliler size iliş¬medikçe siz de onlara ilişmeyiniz.” (Kütüb-i Sitte İmam Ebu Da¬vud Kitab-ı Sünen 1280)
Türkler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyin. Çünkü milletimin mülkünü ve Allah’ın ona olan ihsanını onun elinden evvel kantara nesli alacaktır.” (Teberani Mücem’ül-Kebir ve Mü¬cemül Efsat eserinde İbn-i Mesut’dan rivayet, Türk Irkı Niçin Müslüman oldu, İsmail Hami Danışmend, S. 78, 79, 80, 81.)
Lügatüt Türk’ün kalemi Kaşgarlı Mahmud, Buhara ve Nişabur hadis imamlarından olup, şu hadisi şerifi nakleder: “Türk dilini öğ¬reniniz. Çünkü Türkler’in çok uzun sürecek bir hâkimiyetleri var¬dır.” (Divan-ı Lügatüt Türk C.1, S.23.)
Bursalı İsmail Hakkı Efendi’nin “Hadis-i Erbain” (Kırk Ha¬dis) adlı eserinde; “Âdem, Cennet’e Lisan-ı Türk ile Hakk demek¬le kıyam edip çıkmıştır. Zira dünyada ahir tasarruf Türkün’dür.” (Sinan Omur, Bugün Gazetesi, 12.2.1971) II. Âdem olarak ni¬telendirilen Hz. Nuh’un Ham, Sam, Yasef adındaki üç oğlundan insan soyunun dal budak saldığı gerçeğinden hareketle Yasef’in de Türklerin atası olduğunda bütün tarihçiler ittifak halindedir.
Selçuklu Tarihi müellifi Râvendi, İmam-ı Azam Ebu Hani¬fe’nin bir duasının nakleder: “Ey Allah’ım ben senin için Muham¬med’in şeriatını takrir ettim. Eğer içtihadım doğru, mezhebim haksa bana yardım et” der. Gaipten hafiften gelen bir ses O’na: “Sen doğru söyledin, kılıç Türkler’in elinde bulundukça mezhebine ze¬val yoktur” diye Ravendi nakleder. (Bkz. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi, Prof. Osman Turan S.936)
II. Abdülhamid zamanında sarayda görevli olan bir Arna¬vut, bahçıvanlık yapan bir Türk’e mayası icabı; “Pis Türk” diye haykırır. Ulu Hakan penceresinde bu durumu işitir işitmez, şöyle haykırır:
“- Unutma ki ben de Türküm!”
Dünyada Mehmet adında yalnız müslüman Türklerde vardır. Askerine “Mehmetçik” ünvanını veren milletimiz, “Muhammed” ismine hürmeten Türk askerine bu ismi layık görmüşler.
Türklerle ilgili söylenecek çok söz var elbette ki. Bu yüzden yukarı satırlarda Türkler’e atfen söylenen sözlerin değerlendirmesini karınca kararınca aktarmaya çalıştık. Bir de Said-i Nursi Hazretlerinin Türk milleti ile ilgili müthiş sözleri çok manidardır. Bakın Bediüzzaman ne buyuruyor:
“... İşte ey ehl-i Kur’an olan şu vatanın evlatları, altıyüz sene değil, belki, Abbasiler zamanından beri bin senedir Kur’an-ı Hakim’in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur’an-ı ilan etmişsiniz. Milletinizi Kur’an’a ve İslâm’a kal’a yapmışsınız. Bütün dünyayı susdurdunuz, müthiş tehacümatı defettiniz, ta ‘Allah sevdiği ve onların da O’nu sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzet-i nefs sahibi, Allah yo¬lunda cihad eden bir millet getirir’ (Maide–54) ayetine güzel bir masaddak oldunuz. Şimdi Avrupa’nın ve Frenk meşrep münafıkların desiselerine uyup, şu ayetin evvelindeki hitaba “kim dininden dönerse...” hitabına masaddak olmaktan çekinmelisi¬niz, korkmalısınız.
Cay-ı dikkat bir hal Türk milleti anasarı İslâmiyet içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya müslüman olmayan Türkler, Türklükten de çıkmışlardır. Türkler sair unsurlar gibi müslim ve gayri müslim olarak iki kısıma inkişam etmemiştir. Hâlbuki küçük unsurlar bile hem müslim, hem gayri müslim iki kısımdır.
Ey Türk kardeş bilhassa sen dikkat et, senin milliyetin İslâ¬miyet’le imtizac etmiş, ondan tefriki kabil değil, Tefrik edersen mahvsın. Bütün mazideki mefahirin İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir zemin yüzünde hiç bir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme
.” (S. Nursi, Mektubat)
Said-i Nursi Hazretlerinin kendisi Kürt olmasına rağmen, Türkler için telaffuz ettiği sözler, bizlere milletimizin kıymetini bil¬memizi ortaya koyması açısından çok mühim yer teşkil eder. Gerçektende bütün bu kıymetli âlimlerin dilinde yankılanan Türkler, tarihi süreç içeri¬sinde kimliğine yakışır rol oynamış ve üç kıtada âleme nizam götürme ülküsünü bayraklaştıran millet hüviyeti kazanmışlardır. İslâmiyet öncesi Türklüğün cihan hâkimiyeti mefküresi, İslâmiyet’i kabul etmesiyle birlikte Türklük İ’lây-ı Kelimetullah için âleme nizam vermek idealine dönüşerek daha da yeni bir vecheye bürünür böylece.
Mehmet Akif Ersoy Arnavut asıllı olmasına rağmen şöyle der;
“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!”
İşte Akif’in bu şiiriyle Türklük mana kazanır. Milliyet anlayışımızın kuru cihangir¬lik davası olmadığının delilidir bu sözler. İslâm’a köle olan Türk¬ler, et tırnak misali hem ruhen hem de madden kaynaşarak müspet milliyetin doruğuna ulaşmışlardır.
Anlaşılan, Türkler, İslâmiyet’e hadim (hizmetkâr) olduğu müddetçe dün de, bugün de ve yarın da payidar kalacak ve ırkçılık bizim topraklarımıza sirayet edemiyecektir inşallah. Neyazık ki bugün sorunlu bir kavram rolü üstlenmiş Türklük kavramının, ne zamanki sorunsuz bir kavrama dönüşürse(sonu gelmez tartışmalara kapı aralamayacak), işte o zaman gerçek anlamda bu kavramdan söz etmeye cesaretimizin daha da artacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Vesselam.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TÜRKLER VE İSLÂMİYET
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TURK BIRLIGI :: TÜRK BİRLİĞİ :: TÜRKLER HAKKINDA SÖYLENENLER-
Buraya geçin: